Yük Çok Ağır, Bu Tekerlek Nasıl Döner?

Eğitimin problemleri, MEB, eğitim yazarları tarafından sık sık mercek altına alınmakta… Türkiye’de eğitim sürekli sorgulanan ve tüm paydaşların birbirinden şikayetçi olduğu bir konu haline geldi. Aslında bu memnuniyetsizliğin dile getirilmesi olumlu, çünkü değişim için sorgulama şart… MEB eğitimi iyiye doğru geliştirmek için uzman görüşlerine başvuruyor fakat hedefler çok iyi belirlense de hedeflenenleri hayata geçirmekte zorluk yaşanıyor. Çünkü eğitim, insan faktörünün belki en yoğun olduğu alan… Hedeflenen değişikliklerin yapılabilmesi için çok kısa sürede öğretmenlerin eğitilmesi gerekiyor.

Öğretmenlerin çok kısa zamanda değişime adapte olmaları bekleniyor fakat onları adapte edecek eğitimler hemen sağlanamıyor. Bir de buna ilaveten öğretmenler itibarsızlaştırılmaktan son derece rahatsız… Kendi kabuğuna çekilmiş bir kitle haline dönüştü. Herkesin birbirini suçladığı bir savaş alanına dönüşen eğitim sistemimizde tek suçlamayan öğrenci, ve aslında en mağdur olan da öğrenci… Zira diplomalı işsiz sayımız büyük bir hızla artıyor, eğitim sistemi bütün çabalara rağmen iş hayatının taleplerine karşılık verebilecek veya girişimde bulunabilecek gençler yetiştiremiyor.

Bütün bu sorunların özünde yatan asıl konu ise göz ardı ediliyor. Eğitimin tüm paydaşları insan…Bu paydaşların her birinin birbirinden beklentileri var, buna karşılık her bir paydaşın da ihtiyaçları var. Aslında hepsinin ortak sorunları var. Öğretmen ve veli, öğrencinin başarılı olmasını istiyor fakat öğrenci başarı beklentisi nedeniyle eziliyor. Müdürler öğretmenlerin başarılı olmasını istiyor, öğretmenler bu yükün altında eziliyor. MEB eğitim yöneticilerinin başarılı olmasını, hedeflenenleri bir an önce hayata geçirmesini istiyor. Müdürler bu beklentinin altında eziliyor. Bütün bunlara karşılık bütün paydaşların önündeki yol belirsizlikler ile dolu. Yapılması gereken bütün yenilikler adeta bir fil gibi önlerinde büyüyor.

İnsan belirsizlik karşısında kaygı duyar, bilmediği ve öğrenmediği bir şeyi hayata geçirmekte güçlük çeker. Bunu yapabilmesi için yalnızca bilgi değil, şahit olmaya, ve yapmaya ihtiyaç duyar. Bence şu an öğretmenlerimiz yüzme bilmeden suya atılmış bir çocuktan farklı hissetmiyorlar. Bu kadar yeniliği aynı zamanda bünyenin hazmetmesi çok zor. Öğretmenlerimiz uygulama yapabilmek için yeterince güçlendirilmiyorlar. Öğretmenlerimizden öğrencilere 21. Yüzyıl becerilerini kazandırmaları isteniyor fakat öğretmenlerimiz bu yetkinliklerin bazılarına sahip değil. Değerleri öğrencilere aktarmaları bekleniyor. Fakat değerler konusu ne yazık ki günlük konuşmalarımızdan bile çıkmış durumda. Öğretmenler gitgide görsel hale gelen dünyada görseller yaptırarak çocukların değerleri içselleştirebileceğini düşünüyor. Kanada’nın yalnızca okuma sevgisini kazandırmak için, verilen eğitimlerin yanında, öğretmenlere 1000 sayfalık kılavuz hazırladığını bilirsek öğretmenlerimizin el yordamıyla bazı şeyleri yapmaya çalışırken neden netice alamadıklarını anlayabiliriz.

ÖĞRETMENLERİN SÜRATLİ DEĞİŞİME ADAPTE OLMALARI İÇİN NE YAPMALI?

1) Her Okulda Yenilikçi Öğretmenler Olmalı

MEB bu sorunları çözebilmek, yol alırken oluşan engelleri belirleyebilmek için her okulda bir veya birkaç yenilikçi öğretmen yetiştirmeli. Bu öğretmenler yoğun eğitimler almalı, bu eğitimleri okullarda diğer öğretmenlere vermeli, verilen eğitimin pratiğe aktarılması için öğretmenlerle beraber ders planları tasarlamalı, hatta onların derslerine gözlemci olarak katılmalı, ve bu yenilikçi öğrenme modellerin uygulanıp uygulanmadığını tespit etmeli, uygulamada karşılaşılan zorlukları MEB’e iletmelidir. Ortak olan zorluklar MEB tarafından değerlendirildikten sonra iyileştirmeler planlamalıdır. Bu lider öğretmenlerin görevi, öğrencilere ders vermek değil, eğitimin kalitesini artırmak için MEB’in hedeflediği yeni öğrenme modellerinin ve hedeflenen uygulamaların hayata geçirilmesi olmalıdır. Yani öğretmene gelişiminde destek olmak olmalıdır.

2) Eğitimde Planlanan Radikal Değişimlerin Olası Sonuçları Araştırılmalı

Öğretmenler sanki her yıl yeni bir model piyasaya sürmek zorunda olan bir şirketin elemanları gibi olmaktan çıkarılmalıdır. Eğitim bir sanayi üretimi değildir. Eğitim sisteminin önceki haliyle bırakılması tabii ki düşünülemez. Değişimler öğrencinin gelecekteki hayata beceri ve yetkinlikler edinerek hazırlanmasını hedefliyor. Fakat ne yazık ki değişim bütün eğitim sisteminde yaygınlaştırılamıyor, pilot olarak kalıyor veya sona eriyor. Fakat değişim zorunluluğunun yarattığı baskı bütün sistemi etkiliyor. Bu durumda eğitimde yapılacak değişimler özellikle sınav sistemi, öğretmen performansı gibi değişikliklerin bütün risk analizleri yapıldıktan sonra değiştirilmelidir. MEB değişimler ve karar alma için veriye dayalı analizlerden faydalanılacağını ifade etti. Bu, bu anlamda önemli bir gelişme…

3) Öğretmenler Değişim Sürecine Dahil Edilmeli

MEB müdürlükleri, okul müdürlerinin “-melisin, -malısın” söylemi ile gerçekleşmez . MEB, öğretmenleri yanına almayı başardığında aldığı kararlar öğrencinin faydasına hayatiyet kazanabilir. Başlangıç olarak istenen yeniliklerin neden arzu edildiği konusunda öğretmen bilinçlendirilmeli ve eğitimde alınan kararları sahiplenecek kadar ikna olmuş olmalı. Eğitimin amacı nasıl yalnızca bilgi vermek değil öğrenciyi olumlu yönde değiştirmek ise, eğitim yöneticileri için de öğretmeni olumlu yönde dönüştürmek ve sürece dahil etmek olmalıdır. Bu süreç yukarıdan aşağıya bütün basamaklarda hayata geçirilirse işlerlik kazanır. Öğretmen zorunlu olduğu için değil, öğrenciye faydalı olduğunu düşündüğü şeyi yapmaya daha eğilimlidir. Yani öğrenci, bir şeyi öğrenirken “neden öğreniyorum” sorusuna cevap bulamadığında ilgisini yöneltemiyorsa, öğretmen de “Neden yapıyorum” sorusuna cevap bulamadığı şeyi yapmak için motivasyon bulamaz.

4) Öğretmen Eğitimleri Uygulamaya Yönelik Olmalı

Öğrenci için öğrendiği konular ne kadar teorik kalıyor ve kendi hayatıyla ilişkilendiremiyorsa, öğretmenler için de MEB’in yenilik talepleri öğretmenler ve müdürler için aynı derecede teorik kalıyor. MEB kısa zamanda birçok öğretmene eğitim vermeyi hedefliyor. Fakat öğretmen eğitimleri sonucunda öğrenilen bilgiler veya yöntemler ne kadar uygulamaya dönüştürülebiliyor.?

Örneğin, Öğretmenlerden Proje bazlı öğrenme, performans görevleri, STEM gibi yenilikçi öğrenme modellerini hayata geçirmeleri bekleniyor. Bu öğrenme modellerinin her biri, öğrenciler için iş hayatında onlara gereken beceri ve yetkinlikleri kazanmaları için çok önemli… Fakat bu öğrenme modelleri, bizim eğitim modelimizden çok farklı bir felsefeyi gerektiriyor. Öğretmen eğitimlerinde, eğitimin uygulama örnekleriyle zenginleştirilmesi ve öğretmenin öğrendiğini uygulayabileceği workshop’ların bu eğitimlere dahil edilmesi, MEB’in öğretmeni geliştirme ve yetkinliklerini artırma hedefi için olmazsa olmazlardır.

5) Öğretmen Eğitiminde Hızla Hedefe Ulaşmak İçin Teknolojinin Gücünden Faydalanılmalı

Hızla online eğitimlere geçilip kısa sürede daha fazla öğretmene ulaşılmalı, eğitimler kısa, öz, sonuç almaya yönelik olmalıdır. Webinarlar bu iş için biçilmiş kaftandır. Eğitim sırasında katılamayan öğretmenler daha sonra izleme imkanı bulabilirler. Dolayısıyla mesafe ve zaman engeli ortadan kalkmış olur.

6) Öğretmen Yaşayarak Öğrenmeli, Beraber Yapılan Çalışmalardan Güç Almalı

Öğretmenin yukarıda sözü edilen yeni eğitim uygulamalarını algılaması, içselleştirmesi ve uygulaması ancak kendilerini bilfiil bir performans ödevi, disiplinler arası öğrenme, proje bazlı öğrenme, STEM deneyimlerinin merkezinde bulması ile olabilir. Kendisi deneyimledikten sonra öğretmenin aynı türden deneyimi öğrenciyi merkeze koyarak tasarlaması mümkün hale gelir. Son zamanlarda “81 iliz “ ile başlayan birçok proje hayata geçmekte… Öğretmenler 81 ili kapsayacak projeler ortaya koyuyorlar. Bu projeler çok basitten çok karmaşık projelere kadar farklılık gösteriyor. Bu isteklilik aslında çok olumlu… Çünkü bu projelerde öğretmenler birbirinden destek alıyor. Bir gün bir projeye katkı sağlayan, bir başka sefer bir başkasında proje oluşturuyor ve projenin lideri oluyor. Bu havanın iyi değerlendirilmesi çok yerinde olur. Öğretmenlerin bu türden projelerde yer alması onların birçok yeniliği, yaparak öğrenmesini sağlıyor. Bir ürün ortaya koyarken ve bunu topluma sunarken diğer öğretmenlerle ve öğrencileriyle beraber çalışıyor. Öğretmenler ülke çapında bir projede yer aldıklarında hem teknolojiyi daha etkin kullanmaya başlıyor, hem de birbirlerinden destek alarak birçok güçlüğü yenebiliyor. Yani proje bazlı öğrenme veya performans görevlerini kanlı canlı kendisi deneyimliyor. Bu yüzden öğretmenlerimizin ülke genelinde veya yerelde beraber çalışacakları projelere katılmaya istekli olması çok önemli…

İnceleme imkanı bulduğum ve paydaşları ile iletişime geçtiğim “Çemberimde Gül Oya” E-Twinning projesi 81 ilde yapılan ve hala devam eden 3 yıllık bir proje … Projenin yöneticisi Nesrin Karaduman bu projesini “Eğitimde İyi Örnekler” konferansında eğitim camiasından birçok yönetici ve öğretmenle paylaştı. Projenin öğretmen, öğrenci hatta yerel halka katkıları muhteşem.

Bu türden 81 ili kapsayan ve öğretmeni, öğrenciyi zorlayan, hiç yapmadıkları uygulamaları yapmak zorunda bırakan ve sonunda bir performans sunmayı gerektiren projeler öğretmenleri çok geliştiriyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla, öğretmenlerimiz kendileri için yeni olan durumların altından kalkmak için birbirlerinden destek almaktan hoşlanıyorlar ve de çok güzel işler yapıyorlar. Sınava birlikte çalışıp iş paylaşımı yapan lise, üniversite öğrencileri gibi… Yani öğretmeni, öğrencisi, velisi hiçbirinin yok birbirinden farkı. Hepsi zorluklar karşısında tek başına olduğunda geri çekilmek istiyor ama yanına ortaklar bulduğunda güvenle ileri atılıyor.

7) Bütün Eğitim Yöneticileri ve Öğretmenler Birbirlerinden Öğrenmeli ve Destek Almalı

Son söz olarak, eğitimi camiasında çalışan her bir bireyin,

– Özellikle belirsizlikler ve zorluklar karşısında, yakınındaki paydaşlarını, aynı düzeyde ve altında çalışan arkadaşlarını anlamaya çalışmaları,

– Yukarıdan emretmek yerine veya aşağıdan yakınmak yerine, belirsizliği ve zorlukları ortadan kaldıracak destek mekanizmalarını nasıl devreye sokabileceğini düşünmesi, tasarlaması

– Bunun için de yakınındakilerden başlayarak paydaşlarının varlığını hatırlaması

– Onlardan yardım talep etmesi,

– Öğrenmeye açık olması,

– Kendisinde var olanı paylaşmaya açık olması,

– Öğretmen gelişim ağları ve gruplarına dahil olması

– Kendisinin de başkalarına ihtiyaç duyacağını ve eğitimin bir ekip işi olduğunu

– Ve eğitim işinin insanın insanla eğitilmesi olduğunu unutmaması gerekir.

Yani “Bu yükle tekerlek ancak hepimiz aynı anda ittirirsek döner.”

AYŞİN BOZKOYUNLU

Facebook Yorumları
Ayşin Bozkoyunlu
Ayşin Bozkoyunlu hakkında 19 makale
1968 yılında İstanbul’da doğdu. Lise Eğitimini Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde tamamladı. Üniversite Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi’nde bölümünde aldı. Yap Kredi Bankası’nda Kurumsal Pazarlama bölümünde başladığı iş hayatına, Magnesit A.Ş. ve Beiersdorf A.Ş. firmalarında devam etti. 5 yıl Hollanda’da farklı bir eğitim sisteminde çocuğunun eğitimine şahit oldu. 2013 yılında, ülkeye döndükten sonra yoğun eğitim okumaları, araştırmaları, Uluslararası MOOC ( yoğunlaştırılmış uluslararası online eğitimler), Webinar’ları takip etti, konferanslara katıldı. Artık bütün bu süreçte ortaya çıkan fikir, düşünce ve çözüm önerilerini paylaşma nokatasına geldiği için yazıyor. Yazmaya 2 sene önce başladı. Yazılarını bu sene yayınlamaya başladı. Çünkü kitap olarak yayınlamayı düşündüğü düşüncelerini paylaşmak için daha fazla beklemek istemedi.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.