Öğretmenin Saygınlığı Nasıl Yükselir?

Türkiye’de öğretmenler arasında en çok tartışılan ve şikayet edilen konuların başında öğretmenlerin toplumda yeterli saygınlığı görmemesi geliyor. Bilimsel çalışmalarda da bu konu yine en çok ele alınan sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sosyal bir olgu olması nedeniyle öğretmen saygınlığını tek bir faktöre indirgemek olanaksız. Bu konuda eğitimciler arasında en çok duyduğum “çözüm yolu” ise öğretmenlere verilen maaş. Şunu diyene çok rastladım: Vereceksin öğretmene 5000 lira maaş gör bak saygınlığı!

Hadi canım!

Bu öneri kulağa hoş bir tını olarak gelse de maalesef ki ekonomik indirgemeci bir yaklaşımdan öte değil. Hatta şunu rahatlıkla iddia edebilirim ki maaşla saygınlık arasında bir bağlantı da yoktur! Şimdi diyeceksiniz ki toplumun en zenginlerine saygı duyulur, onların her yerde önceliği vardır, sözleri geçer ve saire… Doğrudur ama bu saygınlık kişiye gösterilen saygınlık değil, paraya gösterilen saygınlıktır. Yani kişiyle alakası yoktur. Çünkü saygınlık kazanılan bir şeydir, satın alınan değil!

Satın alınan saygınlık sadece bir “yanılsamadır”. O para elinden uçup gittiğinde “saygınlığının” da kuş gibi kanatlandığını görür insan. Toplumda bunun sayısız örneği yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Hem ayrıca babalarımız hep anlatırdı sokakta öğretmenlerini gördüler mi ceket iliklerlermiş diye. Çünkü öğretmenlerine çok büyük saygı duyar, onu ikinci bir anne-baba gibi görürlermiş. Hiç unutmam; benim babam kendisi 60 yaşında iken lise öğretmenini ziyarete gitmiş, elini öpmüştü. O devirlerdeki öğretmenler çok mu zengindi? Tam tersinin olduğunu düşünüyorum. Neyse, biz hiçbir öğretmenin “saygınlık yanılsaması” peşinde koşmayacağını varsayarak devam edelim…

Saygınlığın satın alınamayacağını, olsa olsa kazanılacağını söyledik. Peki öğretmenlik toplumda nasıl saygın bir meslek olarak tekrar yükselir? Dediğim gibi bu sosyal bir olgu. Yani şunu yaparsak yükselir değil, şu ortam sağlanırsa ve şu faktörler gelişirse bu olgu zamanla gerçeğe dönüşebilir. Biz burada işin sadece “öğretmen eğitimi” boyutunu ele alalım. Çünkü diğer faktörler karar verici konumda olmadığımız için etki alanımızın dışındadır.

Bir kere önüne geleni eğitim fakültesine almayacaksın. “Hiçbir şey olamazsam öğretmen olayım” mantığı ancak böyle çözülür. Bunun için üniversite sınavında baraj sistemi, fakültelere müracaatta ciddi bir mülakat, ders anlattırma gibi adayı pek çok eleme sürecinden geçireceksin. (Mesela hep hayalimdedir bir adaya mülakatta şu soru sorulsun: Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanının sosyal ve psikolojik yorumlamasını yapınız vb.) Bir bölüme 100 kişi başvurduysa bunlardan ilk 10 kişiyi bölüme alacaksın. Böylece eğitim fakültesinde her sınıf düzeyinde en kalifiye kişiler olacak. Geçerken uğramışları ise aynen evlerine uğurlayacaksın. Yetti mi? Hayır. Eğitim fakültesinde teori ve pratik dengesi ile öyle bir eğitim düzeni oturtacaksın ki bu 10 kişiden yalnız 1 tanesini mezun edeceksin her yıl. Yani başvuran 100 kişiden en iyisi olan 1 kişiyi. Öyle dağda bayırda da eğitim fakültesi olmayacak. Az ama öz fakültelerin olacak. Bu sistemi bir kere oturttun mu işte o zaman öğretmenliği kolay okunan ve mezun olunan bir meslek olarak görmeyecek millet. Ona göre başvuracak, başvurmadan önce düşünecek acaba kalibrem öğretmen olmaya yeter mi diye. Yetti mi? Hayır tabii ki.

Millet bunca zorlu bir eğitim ve eleme sürecine giriyorsa elbet onlara bir getirisi olmalı. O da şu: Hani 100 kişi girip 1 kişi mezun olmuştu ya. O bir kişinin doğrudan ilk atamasını yapacaksın. KPSS puanına göre nokta tayin! Yani beklemek yok, atama kesin. Sonra işte dolgun bir maaş vereceksin, sosyal imkanlar sağlayacaksın. Mesela o öğretmene müze, kültür sanat organizasyonları ücretsiz olacak. Eşini çocuğunu alıp maddiyat düşünmeden bir konsere, tiyatroya gidecek. Düzenli olarak ücretsiz mesleki gelişim etkinlikleri yaptıracaksın. Mesela her yıl yurtiçi bir eğitime, iki yılda bir yurtdışına göndereceksin. Masraflarını devlet karşılayacak. Toplu taşıması ücretsiz olacak. Kitap, bilgisayar vb. mı almak istiyor, yarı fiyatına alacak. Giyim, barınma vs. hepsinde öğretmen öncelikli ve indirimli hizmet görecek. Öğretmen kartını gösterdi mi hayat duracak, öyle işte anlayın. Ancak bir kere atadık bundan sonra yatarız yooook, iyi bir denetim sistemi kurarak her öğretmenin gelişimini izleyeceksin. Yetersiz bulunanları tekrar eğitime alacak, dikiş tutturamayanların ilişiğini anında keseceksin. Öyle bir kere girdim 30 sene aynı konuyu anlatır geçerim olmaz. Madem bunca haktan yararlanıyor öyleyse öğretmen de kendini geliştirecek, entelektüel ve araştırmacı olacak. Konuşmasından, adabından, giyim kuşamından öğretmen olduğu anlaşılacak. Teoriyi de bilecek pratiğe de hakim olacak. Mesela üç yılını dolduran öğretmenlerin yüksek lisansa başlamasını şart koşacaksın. Her öğretmene beş yılda en az bir tane akademik makale yayımlama şartı getireceksin. Akademide yükselmek isteyene ise yüksek lisansla bütünleşik doktora programı açacaksın. İşte o zaman “Öğretmenim” dediğinde herkes senin toplumun en seçkin bireylerinden biri olduğunu anlayacak ve göreceksin ki saygınlık zaten kendiliğinden gelecek. O halde yarışma programlarında öğretmenler için “üç ay yatıp üstüne maaş alan meslek” gibi tabirler gör bak kullanılmaya cesaret ediliyor mu?

Bu sistemi kur, çok değil 5 sene içinde meyvelerini toplar, 10 sene içinde bütünüyle yenilenmiş, kaliteli bir eğitim sistemin olur. Tabi ki dediğim gibi ekonomik, sosyal, yasal ve diğer faktörlerin devlet tarafından sağlanması koşuluyla. Yoksa tek başına bu anlattığımızın da etkisi sınırlı kalır. Demem o ki öyle “ver maaşı al saygınlığı” olmuyor. Saygınlık kazanmak; emekle, mücadeleyle, alın teriyle olur. İşinin hakkını vermekle, parmakla gösterilen insan olmakla olur. Yoksa parayla gerçek saygınlık olsaydı, bugün en çok saygı duyduğumuz insanların kimler olduğunu ben söylemek istemiyorum…

Kalın sağlıcakla.

Erdem Oklay

www.erdemoklay.com

Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 20 makale
Lisans eğitimini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi öğretmenliği bölümünde tamamlayan Erdem Oklay, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi bilim dalı yüksek lisans programı mezunudur. Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdürmektedir. ​Akademik çalışma alanları arasında eğitim sosyolojisi, kapsayıcı eğitim, eleştirel pedagoji, eğitim tarihi, eğitim politikaları ve liderlik kavramı ile nitel araştırma metodolojisi bulunan Oklay, ayrıca felsefe ve uygarlık tarihi, fütürizm, mitoloji ve antropolojiye de ilgi duymaktadır. 2008 yılından beri MEB'de fen bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Oklay'ın editörlü kitaplarda bölüm ve makale yazarlığının yanı sıra, bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. ​Oklay, çeşitli internet sitelerinde başta eğitim olmak üzere, bilim ve gündelik yaşama dair yazılar yazmakta; ayrıca içerik editörü olarak görev yapmaktadır. Çalışmaları neticesinde 2015 yılında MEB tarafından "yılın fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'da düzenlenen Öğretmenler Günü etkinliklerine il temsilcisi olarak davet edilmiş; 2017 yılında ise İsviçre'nin Cenevre kentindeki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nde [CERN] düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katılmıştır. Evli ve bir çocuk babası olan Oklay, akademik ve mesleki gelişimi yolunda çıraklığa devam etmektedir.

2 yorum

  1. Öğrenme ve eğitim sonunda insanların yaşamında önemli değişiklikler oluşursa eğitimsiz insanlar “su başlarına gelmez” liyakat önemli olursa eğitimli insanların yaşam koşulları eğitimsizlerden daha iyi olursa eğitimin dolayısı ile öğretmenin saygınlığı artar.

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.