Türkiye’de yaşamak çok güzel bir duygudur. Kime göre? Bana göre. Kimileri sürekli halinden şikâyet ediyor. Şikâyetlerinde o kadar ileri gidenler var ki bu ülkede yaşanmaz demeye kadar getiren hatta fırsatını bulup özellikle batıya başka ülkelere göç edenler de var. Şuymuş buymuş, o varmış bu yokmuş, öyle olmuş böyle olmuş. Varsın olsun ben her şeye rağmen bu güzel ülkemde doğmuş olmaktan ve yaşamaktan büyük keyif alıyorum. O kadar çok sebebim var ki hepsini sayıp bitirmek için bu konuda da kitap yazmam gerekir. Buna rağmen bu yazımda birazını özetlemeye çalışacağım.
Bazen insan içinde yaşadığı ortamın, soluduğu havanın, içtiği suyun, yediği yemeğin ve sahip olduğu nimetlerin farkına varamaz. Hayat meşgalesinden tüm güzellikler ve özellikler ona sıradan normal belki değersiz gelmeye başlar. Üniversite yıllarımda bir hafta sonu İç Anadolu şehirlerimizden gelmiş bir arkadaşımı memleketim Gölcük’te misafir etmiştim. Boş bulunup bu yıl tatile bir yere gidemedim deyince bana “Allah’tan kork cennet gibi bir yerde yaşıyorsun, köyün yemyeşil, sular akıyor, verimli topraklarınızda her türlü meyve yetişiyor, alabalık çiftliği, mesire yerleri var, deniz ayağının altında, daha ne istiyorsun?” deyince haklısın deyip doğup büyüdüğüm şehrin güzelliğinin yeniden farkına varmıştım.
Artvin’den Muğla’ya, Hakkâri’den Edirne’ye kuzeyden güneye, doğudan batıya kadar ülkemizin her bir köşesi farklı güzeldir. Dört mevsimin aynı anda yaşanabildiği nadir bir ülkedir. Sadece turizm açısından coğrafi güzelliği ve iklimi değil tarihi geçmişini kültürel dokusunda hissedebileceğiniz eşsiz güzelliğe sahiptir. Dağları ovaları, dereleri ırmakları, üç bir yanını çeviren denizleriyle bizim vatanımız çok güzeldir.
Turizm açısından sağlık ve termal, kış, yayla, mağara, av, kongre, golf, yat, ipek yolu, inanç, hava sporları, dağcılık, akarsu rafting, su altı üstü, kuş gözlemciliği Kapadokya balon turu, turistler için dört mevsim sınırsız imkanlar sunmaktadır. Uludağ, Kartepe ve Palandöken kayak tesisleri.
Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kaleler, camiler, mescitler, şelaleler, göller, dağlar, akarsular, medreseler, kütüphaneler, müzeler, ören yerleri, antik kentler, kümbetler, saraylar, köşkler, külliyeler, kanyonlar, su kemerleri, tabiat parkları, manastırlar, kiliseler, yaylalar, mağaralar, adalar, plajlar, surlar, saat kuleleri, deniz fenerleri, anıt mezarlar, kent ormanları, millet bahçeleri, seyir terasları, tren garları, tahıl ambarları, anıtlar, havuzlar, sahiller, mesire yerleri, kutsal alanlar, barajlar, tabyalar, konaklar, yer altı şehirleri, kayalıklar, falezler, kaplıcalar, pınarlar, tarihi mezarlar, tarihi çarşılar.
Muğla-Fethiye ölü deniz, Burdur Salda Gölü, Adıyaman Nemrut Dağı, Efes-Bergama-Side Antik Şehri, Trabzon Uzungöl ve Sümela Manastırı, Ürgüp Göreme Peri Bacaları, Denizli Pamukkale Hierapolis Antik Kenti ve Tvartenleri, Şanlıurfa Halil Rahman Cami Balıklıgöl Göbeklitepe, Bolu Yedigöller Tabiat Parkı, Sivas Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Antalya Manavgat ve Düden Şelalesi, Bursa Ulu Camii, Osman Gazi ve Yeşil Türbe, Doğu Beyazıt İshak Paşa Sarayı, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Antalya Aspendos, Phaselis ve Patara Antik Kenti, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Siirt Veysel Karani Türbesi, Mardin Deyrulzafaran Manastırı, Adana Taş Köprü, Diyarbakır Ulu Camii, Çanakkale Şehitliği Abidesi. Bursa-Sürmene-Yatağan bıçakları, Erzincan-Gaziantep bakır işçiliği, Van kedisi, kangal köpeği, Karaman koyunu.
İstanbul için ayrı bir sayfa yetmez ciltlerce kitap yazmak okumak gerekir. Sultanahmet Camii, Ayasofya Camii, Yerebatan Sarnıcı, Mısır Çarşısı, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Kız Kalesi, Sirkeci-Haydarpaşa Tren Garı, Galata Kulesi, Eyüp Sultan Camii, Süleymaniye Camii, Eminönü, Sirkeci, Kapalıçarşı, Unkapanı, Balat, Fatih, Beyoğlu İstiklal, Taksim, Anadolu-Rumeli Hisarı, boğazın her iki yakası, köprüler, tüp geçit ve Adalar.
Karadeniz’de yetişen çayın demlenmesi, kahvenin Türk usulü pişirilmesi ve ayranla birlikte milli içeceğimiz haline gelmiş muhteşem üçlümüzken şıra ve şerbetleri de unutmamak lazım. Evde köyde ve Anadolu’nun her bir köşesinde farklı lezzetle yapılan başta lokum, helva, baklavamız ve Laz böreğimiz. Giresun’da fındık, Antalya’da portakal, Malatya’da yetişen ünlü kayısımız. Değişik illerimizde yetişen çeşit çeşit elma, armut, incir, dut, üzüm, hurma, erik, kestane, zeytin saymakla bitmez. İzmit’in meşhur pişmaniyesi, Bursa kestane şekeri, Karadeniz hamsi, Ege zeytinyağlarımız. Et/tavuk döner, cağ kebap, Adana ve Şanlıurfa kebap, Gaziantep lahmacun, içli ve çiğköfte herkesin hayran olduğu lezzetlerimiz.
Her yörede farklı müzik, kıyafet, ritim ve figürlerle oynanan halk oyunlarımız. Hora: Trakya, Zeybek: Ege, Güney Marmara, İç ve Batı Anadolu, Teke: Göller Yöresi, Batı Akdeniz, Kaşık Oyunları-Karşılama Bölgesi: Konya Bölümü, Batı Karadeniz, Güney Marmara, Doğu Akdeniz, Horon: Orta ve Doğu Karadeniz, Halay: Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri, İç Anadolu’nun Doğusu, Bar: Kuzeydoğu Anadolu.
Konya’da “Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol” diyen Mevlâna Hazretleri.
Merak ediyorum acaba ülkemizde yaşamaktan canı sıkılıp elin memleketlerine göç edenlerin kaçı ülkemizdeki saymakla bitmez tüm güzellikleri görmüştür. Örf adet ve geleneklerimiz de yine saymakla bitmez. Ailemizle yaptığımız kahvaltılar, akşam yemekleri, ramazan iftarları, diş kirası hediyesi, sahur yemekleri, doğum, sünnet, söz, nişan ve düğün cemiyetlerimiz, asker uğurlama törenlerimiz, cenaze, taziye ve dua cemiyetlerimiz, misafir odalarımız, dost sohbetlerimiz, arkadaş ziyaretlerimiz, vakıf-dernek ve hayır müesseselerimiz, hayır lokmalarımız, sadaka taşlarımız, fitre ve zekatlarımız, bayram namazlarımız ve bayramlaşmalarımız, hediyeleşmelerimiz, zenginlerimizin bağış olarak yaptığı okul, hastane ve üniversiteler…
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nin (TDED) Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) işbirliğiyle düzenlenen “Uluslararası Öğrenciler İçin Ödüllü Deneme Yarışması”, “Türkiye’de Yaşamak” temasıyla gerçekleştirilmiş ve tarihi Rami Kütüphanesindeki ödül töreninde Milli Eğitim Bakanı Sn. Yusuf Tekin katılımıyla dereceye girenlere ödülleri dağıtılmış.
Uluslararası öğrenciler Türkiye’de sosyal hayat, halk kültürü, örf ve adetleri, doğum ve düğün merasimleri, yaşadığı çevre, mahalle ve komşularla ilişkiler, arkeolojik, mimari, doğal ve kültürel zenginliği, aile yapısı, misafirperverliği ve yemekleri, Türkçe öğrenme ve akademik eğitim sürecinde karşılaştıkları ilginç olayları yazmışlar. Yüzlerce öğrenci kendi gözünden gördüklerini, yaşadıklarını bize bizi ve güzelim ülkemizi anlatmış.
Ülkemizde öğrenim gören, mezun olmuş, ülkesinde yaşayan ve Türkiye’ye dair hatırası olan, uluslararası öğrenci statüsüyle Türkiye’de yaşamış kişilerin yazdıkları denemelerle katıldığı yarışmada metinlerin değerlendirilmesinde; kelime kullanımı, kelime seçimi, imla, cümle kuruluşu, konunun işleniş biçimi, akıcılık, üslup, fikir ve metin kurgusu dikkate alınmış.
‘Türkiye’de Yaşamak’ başlıklı deneme yarışmasıyla ülkemizde öğrenim gören lise ve üniversite çağındaki uluslararası öğrenci statüsündeki kişilerin Türkiye’de yaşamaya dair duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine zemin hazırlamak amaç edinilmiş. Türkiye’nin çok kültürlü sosyal yaşamın ve değerlerinin tanıtımına katkı sunulmasını; uluslararası öğrencilerin dünyada ve Türkiye’de diplomatik, ekonomik, kültürel ve akademik alanlardaki öneminin ortaya konulmasını; toplumun uluslararası öğrencilere ilgisinin olumlu yönde artmasını; Türkiye’nin eğitim ekonomisinden yeterince yaralanmasına katkı sağlayacak, uluslararası öğrencilerin Türkçeye ilgilerinin artırılmasını hedefleyen yarışmamızın ülkemizin kültür zenginliğine ve Türkçenin yaygınlaştırılmasına önemli bir katkı sunacaktır.
Bununla yetinilmemiş bu yarışmada başta ödül almış olan ve seçilen eserler “Türkiye’de Yaşamak” adıyla kitaplaştırılmış. Derneği ziyaretimizde hediye edilen dörtyüz sayfaya yakın bu kitabı okuyunca yabancıların bizim hakkımızdaki güzel düşüncelerini daha geniş kitlelere duyurmak ve okuyucularımla paylaşmak istedim. Daha önce ülkemize hiç gelmemiş, bu konuda kitap okumamış ve film seyretmemiş gençlerin birkaç yıl içinde ülkemizin ve milletimizin güzelliklerini keşfetmeleri bir yana çok güzel ifadelerle tasvir edip anlatmışlar.
Bu cennet yurdumuzda milletimizin sahip olduğu farklı güzellikleri bir de başka ülkelerden gelen yabancılardan dinleyelim. Sri Lanka, Mısır, Kazakistan, İran, Irak, Suriye, Sudan, Endonezya, Angola, Moritanya, Romanya, Etiyopya, Güney Kore, Demokratik Kongo, Gambiya, Ukrayna, Kosova, Somali, Cezayir, Yemen, Moğolistan, Meksika, Peru, Pakistan, Tayland, Filistin, Bangladeş, Yeni Zelanda, Nepal, Libya ve diğerleri ülkemize lise ve üniversite okumak için gelen öğrenciler bakalım bizim farkına varmadığımız, unuttuğumuz, değerini bilmediğimiz hangi güzelliklerimizi sıralıyorlar.
İranlı Ramezan K. Sahebdivani; “Türkiye’nin ihtişamlı dağlarını ruh asansörlerine benzetmiş. Fazlasıyla politik bir ülke olmasına karşın söz konusu vatan olduğunda her biri Atatürk’ün ve Fatih’in torunu havasıyla konuşurlar. Konu vatansa gerisi teferruattır şiarı iliklerine kadar işlemiştir.”
Kazakistanlı Aıdana Myrzabay; “tavşan kanı Türk çayının tadını ve kokusunu, insanların tanımasa bile yavrum, ablacım, kardeş diye hitap edebildiğini, limonun hemen her şeyde kullanıldığını yazmış ve eklemiş şairin dediği gibi “ben seni boydan boya sevmişim.”
Mısırlı Ahmed Khalaf; “Türkiye’nin geçmişte ve günümüzde milleti millet yapan gizli kahramanlarını keşfetmiş. Son yıllarda eşi benzeri görülmemiş rönesansla bir uyanış yaşandığını, insanların büyük hikayelere sahip olduğunu, her şeye rağmen çalışkanlar, işin değerini emeğin kıymetini biliyorlar ve ülkenin geleceğini inşa ediyorlar. Gelecek endişeleri yok. İş bir ibadet, sabır zorluklarla başa çıkmanın aracı. Toplumların büyüklüğü şehirlerinin genişliğine değil, bireyler arasında derin bağlara dayanır burada anladım. Burada en önemli dersim üniversitede değil dar sokaklarda, pazarda ve tarlada verildiğini öğrendim. Pes etmeyen ruhlar güzel bir dünya inşa edebiliyorlar.”
Sri Lankalı Eranda Mahagamage; “Türklerle iç içe bir yaşam sürdüm ve bu hayata aşık oldum. Bu kültürün parçası olmak dost canlısı misafir haline getirdi. Horonu çok sevdim. Dayanışma, dostluk ve ortak yaşam kültürünü öğrendim. Burada geçen üç yılım bana sadece bir dili değil bir halkın yaşam felsefesini, şiirsel bakış açısını ve kadim değerlerini öğretti. Türkiye’de insana değer veren sosyal yapı, benim için çok olumlu ve etkileyici bir durum. İnsanların birbire saygılı yaklaşımı, dayanışma kültürü ve toplumsal değerlerin ön planda tutulması sosyal bağların hala güçlü bir şekilde devam ettiğini gösteriyor.”
Suriyeli Abdullah Nadah; “Türkiye halkının yemekte bitmeyen sohbetleri, abili ablalı konuşmaları, mazlumun yanında durmaları, muhabbet, kardeşim ve birlikteliği anlatan harikulade bir resim. Bu resmi tek vücut olabilmiş, sevgi dolu, insaflı bir milletten başka kim çizmiş olabilir?”
Sudanlı Alyaguot Yousif Hassan Ahmed; “Türkiye’ye gelmeden önce (Türkiye, Allah’ın yeryüzündeki cennetidir) cümlesini çok duymuştuk ve gerçekten de geldiğimizde bir cennet bulduk.”
Angolalı Carlos Mungongo Antonio Chibata; “Türk kültürünün zenginliğini, geleneklerini ve göreneklerini, bayramlar, düğünler, cenaze törenleri gibi özel günlerde Türk insanının geleneklerine bağlılığını gözlemledim. Türk Mutfağının lezzetlerine doyamadım. Türkiye benim ikinci vatanım oldu ve bu topraklarda edindiğim her şey hayatım boyunca bana eşlik edecek.”
Gambiyalı Alpha Omar Bah; “Türkiye’nin sunduğu misafirperverlik sayesinde kendini evinde gibi hissediyorsun. Türkiye beni bağrına basıp büyüttü. Türkiye bana aile bağlarını değerli kılmayı, vatanımı daha derinden sevmeyi ve vatanseverliğin önemini kavratmayı öğretti. Türkiye her zaman kalbimde özel bir yere sahip olacak. Eğer tüm dünyayı gezip de Türkiye’yi ziyaret etmediyseniz aslında dünyanın %50’sini görmemişsiniz demektir.”
Cezayirli Badia Berrag; “Yıllardır İstanbul’dayım. Buradan ayrılmayı hiç düşünmüyorum. Nereye gitsem yine İstanbul’u ararım, o kalabalığı bile özlediğimi fark ederim. Türkiye’nin her köşesini görme fırsatım olsa keşke. Çok güzel topraklarınız, tarihiniz ve kültürünüz var onlara sahip çıkmaya ve onlarla yaşamaya devam edin.”
Ukrayna/Kırımlı Musa Sattarov; “Türkiye, kendine has kültürel zenginlikleri, sıcak insanları ve derin tarihiyle gerçekten büyüleyici bir ülke. Misafirperverlik, samimiyet, yardımseverlik ve bir arada yaşama kültürü Türkiye’nin en değerli özelliklerinden sadece birkaçıdır. Gelecekte atacağım her adımda burada öğrendiğim değerleri her zaman yanımda taşıyacağım.”
Taylandlı Niwildan Nideha; “Türkiye’de bulunduğum sürece kendimi asla yalnız hissetmedim. Ellerini açın, kalpleriyle beni her zaman kucaklayan insanlar vardı. Gururla diyorum ki Türk doğmamış olsa da ne mutlu Türkçe konuşana! Türk kültür ve medeniyetine aşık oldum. Türk toplumunun ortasında sürekli yaşayan iyilik yardımlaşma ve hoşgörü değerlerini keşfettim.”
Bangladeşli Shahidul Islam; “Anadolu insanının ve dahi necip Türk halkında gördüğüm ve etkilendiğim konulardan bir diğeri de onların cömertliğidir. Yetimlere ise farklı bir yaklaşımları vardır. Onların yüzleri hep gülsün diye uğraş veren fedakâr kimseleri görmek insanoğluna hakikaten sükûnet verir. Sonsuza kadar hayırla anacağım Anadolu insanı hep var olsun. Masumiyet ve sevgi dolu çehrelerine hiç hüzün düşmesin. Anadolu ve dahi Türk Halkının ilelebet payidar olması temennisiyle. İyi ki seninle tanışmışım Anadolu ve onun iyi kalpli insanları.”
Yeni Zelandalı Stephanie Edlin; “Çanakkale Cuma Pazarında nerelisin sorusuna Yeni Zelandalıyım cevabını verdiğimde samimi ve nazik bir misafirperverlikle karşılandım. Bazı satıcılar heyecanla elimden tutuyor, beni kucaklıyor ve ürünlerinde indirim yapıyorlar. Esasında bu sıcak Türk misafirperverliği aynı zamanda halkımın yüzyıldan fazla bir süredir tanıdığı bir şeydir. Eminim ki bugün ülkelerinin geçmişti fethetmeye çalıştığı toprakları ziyaret eden yabancıların çoğu böylesine sıcak bir karşılama ya da dostluk eli uzatılmasını beklemiyordur. Türkiye’nin Osmanlı döneminden bu yana süregelen güçlü misafirperverlik ve cömertlik kültürü, topraklarını ele geçirmeye çalışanlara karşı hissedebilecekleri her türlü tarihsel saldırganlık duygusunu bastıracak kadar güçlüdür.”
Dahasını yazmıyorum lütfen bu kitabı okuyalım, nasıl güzel bir ülkede ve güzel insanlarla sayısız nimetlerle yaşadığımızı düşünelim. Öncelikle ülkemize ilim tahsili için gelip bize bizi anlatan güzel kalpli gençlere ve onların hislerine tercüman olan ve yarışmayı düzenleyen kitaplaştıranlara teşekkür ederim. Sahip olduğumuz güzelliklerin farkına varalım. Birbirimize bu güzellikleri ve iyiliklerimizi anlatalım ki çoğalsın.

