21. Yüzyılın Örnek Dünya Okullarında Öğretmenler

Eğitim adına ülkemizde yapılan tartışmaların neredeyse tümü akademik başarı temelinde gerçekleşiyor. Haftaya birinci dönem bitiyor ve öğrenciler karnelerini alacaklar ve inanın neredeyse velilerin tamamı karneyi ilk ellerine aldıklarında önce sol tarafındaki notlara bakacaklar belki bir kısmı sonradan sağında yer alan davranışların değerlendirildiği kısmı inceleyecekler. Anne-babalar karneyi alınca önce sağ tarafına bakarak öğrencinin yanında davranış başlığındaki yazılanları bir bir okumalıdır. Buradaki durumu birlikte değerlendirmelidir. Buradaki başarısını da derslerdeki kadar belki de daha fazla ciddiye alıp çocuğa geribildirimde bulunmalıdır. Oğlum aferin bak öğretmenin senin için çok güzel bir cümle yazmış ayrıca davranışlarınla örnek bir öğrenci olduğun için seni tebrik ederim, seninle gurur duyuyorum demelidir.(1)

Tıpkı bu konuda olduğu gibi uluslararası alandaki eğitim sonuçlarımızın değerlendirilmesinde yine notlar ve sıralamamız ön plana çıkarılmaktadır. En son yakın zamanda PISA 2018 sonuçları açıklandı. Hatta burada sosyoekonomik düzeyi yüksek ülkelerin ve ailelerin çocuklarının daha başarılı olduğu da belirtildi. Bu gerçekten doğru mu? Bu sonuçları etkileyen faktörler nelerdir? Bu sonuçları değiştirmek için başka ülkeler ne gibi çalışmalar yürütüyor. Bu konularda yürütülen tartışmaların çok azında Matematik, Fen Bilimleri ve Okuma dışındaki konular gündeme gelebildi ve çok da dikkat çekmedi.

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mahmut Özer, PISA 2018 sonuçları hakkında değerlendirmesinde; “79 ülke arasında her üç alanda da puanlarını istatistiksel olarak anlamlı artıran üç ülkeden birisi olduk. PISA araştırmalarında her üç alanda da Türkiye olarak puanlarımız anlamlı bir seviyede yükseldi. Benzer şekilde sıralamamız da yükseldi. Türkiye’nin ortalama matematik puanı 2003’ten bu yana en yüksek düzeyine ulaştı.” Dedi. (2) Türkiye’nin her ne kadar 2015 yılındaki test sonucuna göre puanı artsa da diğer OECD ülkelerinin ortalamasının altında kaldı. Bu ortalamayı belirleyenler: Okuma, fen bilimi, matematik. Okumada OECD ortalaması (seviye 2 ve üzeri için) yüzde 77 iken Türkiye yüzde 74, matematikte OECD ortalaması yüzde 76 iken Türkiye yüzde 63, fen bilimlerinde OECD ortalaması yüzde 78 iken Türkiye yüzde 75 ortalamalarında bulunuyor.(3) Bu sonuçları PISA Eğitim Direktörü Schleicher bazı haber kanallarında oldukça farklı ve çarpıcı biçimde yorumladı. Ama söylediklerinin ülkemizin sıralamadaki yeri dışındakiler ya dikkat çekmedi ya da unutuldu.

PISA Eğitim Direktörü Andreas Schleicher tarafından kaleme alınan Dünya Okulu adlı kitapta bu sınavla birlikte elde edilen verilerin ülkelerindeki eğitim sistemleriyle ve şartlarıyla detaylı karşılaştırması yapılarak aşağıdaki farklı sonuçların ortaya çıktığı gösterilmektedir. (4)  Bu tür değerlendirme sonuçlarından sonra kesin olan bir şey var ki toplumun eğitimden beklentisi ve daha iyi eğitim yapılması isteği artıyor. Eğitimin kalitesiyle ülkelerin ekonomik başarıları arasında güçlü bir bağ bulunuyor ve bu tür araştırmalarla bu artık ölçülebiliyor. Dünyanın hemen her yerinde eğitim ağırlıkla okullarda yapıldığı için gözler tümüyle okullara çevrilmektedir. Veliler okullardan yönetiminden ve öğretmeninden çok şey bekliyor. Belki de kendilerinin evde yapamadıklarını da. Bir şekilde okulda hizmet verenlerin kalitesi eğitimin çıktılarını belirliyor. Kaliteli eğitim kadrosu bir şekilde eğitim sisteminin olumsuz ve aksayan yönlerini özerk davranarak telafi edebilmektedir.

PISA sonuçlarına göre; tüm öğrencilerine eşitlikçi fırsatlar sunan sistemler en yüksek performansı gösteriyor. Yüksek performans gösteren okul sistemlerini farklı kılan her öğrencinin öğrenebileceğine olan inanç, insan yeteneğini sıralamadan ve sınıflandırmadan geliştirmeye terfi edenlerdir. Standartlardan ödün vermeden öğrenci farklılıklarına ve ihtiyaçlarına pedagojik uygulamalarla cevap verenlerdir. Eğitim kalitesinin öğretmenlerinin kalitesini aştığı tek bir yer yoktur. Öğretmenini titizlikle seçen, performansını yükseltme ve kariyerini geliştirme fırsatı sunan, maaşına profesyonel standartları yansıtan ve iyi uygulamalar için ortam sağlayan ülkeler başarılı oluyorlar. Ülkelerin eğitimin birincil öncelik olup olmadığını öğretmenlik mesleğinin statüsüyle anlayabilirsiniz. Yüksek performans gösteren ülkelerin birçoğunda öğretmenler daha iyi kazanıyor ve eğitim unvanlarına daha fazla değer veriliyor. Yetenek, tutku ve deneyimi olmayan yanlış kişileri öğretmenliğe alma kararları kırk yıl sürecek bir yetersiz öğretmen deneyimi demektir.

Öğretmenlik mesleği, uluslararası düzeyde takdir görmesi ve ödüllendirilmesi gereken bir meslek olması gerekirken sinema dalında OSCAR 91. kez ödül verilmesine rağmen küresel öğretmen ödülleri daha yeni verilmeye başlanmasını anlamak zor. 21. yy başında öğretmenliğin profesyonelliğine odaklanmak eğitim reformlarının anahtarı oldu. Artık hiçbir öğretmenin sınıfı özel alanı değil. Singapur’da öğretmenler bir kurulca onüç yetkinlikte yıllık olarak değerlendirilirler. Öne çıkan işler yapanlar ikramiye havuzundan prim alabilirler. Okul özerkliği ile performansları arasından pozitif ilişki olduğu ve daha güçlü yenilikçi girişimleri artırmakta olduğu görülmüştür.

Şanghay’da iyi bir okulun müdür yardımcısı iseniz ve okul müdürü olmak istiyorsanız düşük performanslı bir okulu adam edeceğinizi ispatlarsınız. İngiltere’de üst düzey bir okul olabilmek için kendi duvarlarının ötesinde eğitimin iyileştirilmesine alabildiğiniz katkınıza bakılmaktadır. Eğitim sistemlerine para akıtmak gelişmesi için yeterli olmuyor. Asgari harcama eşiği sonrası birbirine yakın harcama yapanlar farklı sonuçlar alabiliyor. Japonya birçok ülkeye göre gösterişli okul binalarına, okul hizmetlerine, parlak ders kitaplarına ve pahalı spor programlarına daha az para harcayarak kaynakların büyük bölümünü temel öğretim hizmetlerine ayırır. Tasarrufun bir kısmıyla öğretmenlere daha iyi maaşlar ödeniyor. Liyakat temelli bir süreçle, adalet duygusuna olan güvenle öğretmene olan saygı sonucunda okullar arası öğrenci performans farkı azaltılabiliyor.

Yüksek performans gösteren ülkelerin coğrafi konumu, refah seviyesi, kültür özellikleri değil farklı kılan; farkındalık, kaynak, yenilik, iradeyi seferber edebilmeleridir. Çocuklarda çalışarak başarılı olabileceklerine dair inanç ve kaliteli öğretmen eğitim çıktılarını yükseltebiliyor. Şanghay’daki fakir aile çocukları, ABD orta düzey aile çocuklarından daha iyi performans gösterdiler. En iyi öğretmenler, en çok desteğe ihtiyacı olan okullara yönlendirilmektedir. Finlandiya’da daha az ev ödevi ve daha az rekabet varken burada yoğun ev ödevi ve rekabete dayalı sistemle başarılı olunmuştur. Hong Kong’da kamu bütçesinden eğitime % 23 pay ayrılmaktadır. Eğitim, devletin neredeyse diğer her kurumunun gündeminin ilk sıralarındadır. PISA verilerinde velilerin çocukları için okul seçerken okulun niteliği, mali durumu, felsefesi, misyonu, eve mesafesi, güvenliği, tanınmış olması ve keyifli ortamı sunmasana önem verme eğilimini tespit etmiştir. Hatta bunlar okuldaki öğrencilerin akademik başarısından bile önemli görülmektedir.

Toplumların değişim hızı, mevcut eğitim sistemlerinin yapısal kapasitesinin yanıt verebileceğinin çok ötesine geçmiştir. Bu sebeple eğitimi bir yaşam biçimine dönüştürmemiz gerektiğini öğrenmenin ömür boyu hiç bitmeyecek bir alışkanlık olmasını gerektiğini kavramalıyız. Eğitim politikalarına karar verenler hesap verme zorunluluğu olmaksızın önceki reform katmanı üzerine yenisini koyuyorlar. Bu sınavla veriler anonimleşti. Eğitim politikalarının toplumları büyüleyici şekilde değiştirme gücü farkedildi. Her yıl mümkün olan en iyi eğitimi alabilmek için uluslararası sınırları aşan beş milyon öğrenci bulunuyor. Tüm ülkelerde eğitimden toplam beklentilerin eğitim kurumlarının sundukları arasındaki uçurumun büyüdüğü ve bu açığı kapatmak için ortak uluslararası çaba gerektiğinin farkına varmışlardır. Bununla birlikte diğer ülkelerden hazır çözümler kopyalanmamalıdır. Önemli olan yanında acil olana öncelik verilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. PISA sonuçları; eğitim için dijital teknolojiye büyük yatırım yapmış ülkelerde öğrenci başarılarında kayda değer bir ilerleme ortaya koymuyor. Okulda bilgisayarı ölçülü kullanan öğrenciler, bilgisayarı nadiren kullanan öğrencilerden bir şekilde dahi iyi öğrenme çıktıları verme eğilimi gösteriyor. Çok sık kullananlar ise çok daha kötü durumdalar. Özetle; teknolojiler iyi öğretmenliğin etkisini genişletebilirken gelecek, teknolojinin potansiyelini dizginleyebilen ve öğrencilerin içerik bilgisi edinmenin ötesinde öğrenmenin değerini anlayabilmesine yardımcı olan, hayali problem temelli ortamların tasarımcıları olan ve eleştirel değerlendirmeyi ve üst bilişi besleyen öğretmenlerin olacaktır.

Her zaman olduğu gibi sonuç odaklı yaklaşıp kaçıncı sırada olduğumuza bakmak yerine süreçlere odaklanıp başarılı olanların bu aşamalarda neler yaptığını ve bizim neler yapmamız ve yapabileceğimize karar vererek değişen her şey gibi farklı şeyler yapmalıyız. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığınca başlatılan 2023 Eğitim Vizyonu, bugüne kadar yapılanların dışında farklı şeyler ve umut verici gelişmeler gösteriyor. Bilhassa öğretmen faktörüne odaklanıp öğretmenlerimizi daha çok inandırmalı ve desteklemeliyiz. Değişen rollerinin farkına varmalarına yardımcı olmalıyız. Danışan velilerimize hep söylüyorum lütfen okul peşinde koşmayın. Okul binaları hep aynı betonarme, donatım-donanım birbirine çok yakın, kitap ve müfredat aynı geriye insan yani öğrenci, öğretmen, okul lideri yöneticiler ve aile desteği kalıyor. Kaybedilen herşey telafi edilebilir ama güven asla. Ülke olarak çok çalışırsak başarılı olacağımıza ve bunun yegâne yolunun iyi eğitimle olacağını olan güveni asla kaybetmemeliyiz. Bu sınavlarda iyi sonuçlar alan ülkeler, vatandaşlarını hemen getirisi olan harcamalar yerine eğitim vasıtasıyla geleceğe yatırım yapmaya ikna etmişti. Harcanan paranın büyük kısmı sınıf içinde olan bitene harcanmış. İdari yapıda yukarıdan geleceklere değil ilerideki okullara bakan, güçlü işbirliği kültürüyle yenilik ağlarını genişletenler başarılı olmuşlar. Eğitimin ülke meselesi olup olmadığına medyada sporun mu eğitimin mi daha çok yer aldığına bakarak öğrenebiliriz.

  • https://egitimheryerde.net/karnemin-sagina-bak/
  • https://egitimheryerde.net/pisa-sonuclari-egitimde-kaliteli-buyumeye-isaret-ediyor/
  • https://egitimheryerde.net/pisa-sonuclari-yine-sasirtmadi/
  • Andreas Schleicher, Çev.Şirin Karadeniz, Dünya Okulu, Bahçeşehir Üniversitesi, Temmuz-2019, Özlem Matbaacılık, İstanbul
Facebook Yorumları
Erol DEMİR
Erol DEMİR hakkında 89 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.