Eğitime Dair Popüler Bir Eser: Türkiye’nin Maarif Davası

Eğitim, her ülkenin geleceğini şekillendiren kalenin burcudur. Eğitim kalitesi, direkt olarak sosyokültürel yaşam düzeyinin kalitesini etkiler. Eğitimi çürümüş, köhneleşmiş ya da güncellenmemiş her millet, zamanın akışı içerisinde ya sömürülür ya da yok olmayla karşı karşıya gelir. O yüzden eğitime dair ister Sokrat’ı, ister İbn-i Haldun’u, ister Hoca Ahmed Yesevî’yi, isterseniz de Başöğretmen Atatürk’ü ilk örnek olarak görün, işin özünde “samimiyet” yatar. “Samimi” bir eğitim davası, aydınlık bir geleceği kurgular.

Eğitime bu samimiyet noktasından bakan bir aydın olarak Nurettin Topçu, bundan elli yıl önce Türkiye’nin maarifine yani eğitimine dair eleştirilerde bulunarak kendi çapına tezler geliştirmiştir. Zaman zaman Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere de önerilen bir kitap olarak “Türkiye’nin Maarif Davası“, bugünkü konumuzun özünü teşkil ediyor.

1909’da dünyaya gelen Nurettin Topçu, Fransa’da eğitim görmüş, türlü yazılar nedeniyle zaman zaman tepkileri üzerine çekmiş, çeşitli derneklerde görev almış bir aydındır. Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi gibi önemli okullarda felsefe dersi veren Topçu, çeşitli alimlerden de İslami dersler almıştır. Topçu, 10 Temmuz 1975’te hayata gözlerini yummuştur. Topçu, 2017’nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramu Resepsiyonunda da “vefa” ödülü kapsamında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülmüştür. Birçok eseri bulunan yazarın  en çok Türk milletinin ahlâkı ve yaşam felsefesiyle derinden ilgilendiği görülmektedir.

Sözünü ettiğimiz “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabının güncel baskısı Dergâh Yayınları tarafından yapılmıştır. Topçu’nun muhtelif dergi ve gazetelerde eğitim adına yazdığı yazılardan oluşan eser, altmışlı yılların başı ile yetmişli yıların ortalarına kadar uzanmaktadır. Öncelikle bir gençlik profili çizmeye çalışan Topçu, “Her devrin gençliği kendi enerjisini harcayabildiği âlemde yaşıyor.” diyerek, gençliğin meylettiği tarafları aktarmaktadır. Ona göre gençlik ahlaki yıpranmaya uğramış, siyasete sapmış bir gençliktir. Ayrıca gençlik, üretmekten çok taklitçidir. Bu taklitçilik de Batı’ya karşı aşağılık psikolojisinden gelmektedir. Yani gençliğin bilinçaltında “bizden zaten bir şey olmaz” görüşü yatmaktadır. Ayrıca Topçu, gençliğin bir şef ihtiyacı duyduğunu başında birisi olmadan karar vermemediğini belirtmektedir. Gençliği yetiştiren millette ise yazar, bir makineleşme sezmektedir. Yani “İnsanlık, makinenin kölesi olmak için çılgın bir yarışmada”dır. Bunun tezahürü olarak da gençlikte otomobil sevdası vardır. Bu makineleşmeyi Topçu, Batı’nın ahlâk yerine fiziği seçmesine bağlar. Ayrıca yazara göre yaşatılan İslâm ahlakı da kökleriye bağlarını koparmıştır. Bu kültürün ilme ve hakikate düşman gösterilmesi, ruhunun yok edilmesi söz konusudur. Ahlakî yoksunluğu defalarca irdeleyen yazara göre milletimize lazım olan mektep, şu şekildedir: “Bize bir insan mektebi lazım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin.

Nurettin Topçu, mektebi bir mâbed gibi görür. İlim sahibi olmak için mücadele etmek, nasıl ibadet sayılıyorsa  ilmin verildiği mektepler de bu ibadetlerin gerçekleştiği mâbedlerdir. Ancak ülkemizde eğitim metodları Amerikan metodları olduğu için ruhumuza işlememektedir. Bu noktada MEB’i eleştiren yazar, iyi talebe ve muallimi, ızdırap çekercesine öğrenme ve öğretme meraklısı olarak görür. Ancak artık bu ızdırap yok olmuştur. “Bilmek, harekete hazırlanmaktır.” diyen Topçu, ilkokuldan üniversiteye kadar ezbere dayanan bir sistemden bahseder. Gençlik, bu yüzden onca hayat meşgalesi içinde mektebe aşkla bağlanamamakta, düşüncesini geliştirememektedir. Oysa “Mektebi aşk besler, metodlu düşünce yaratır.

Muallim-Talebe arası lâkayıt ilişki, Topçu’ya göre disiplin mekanizmasını çürütmüştür. Korku ve saygının olmadığı mektepler, öğrenmeyi de engellemektedir. Ayrıca, muallim, ülkede değer görmek zorundadır. Topçu, “Muallime değer verildiği, muallimin hürmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir.” görüşünü savunur ve bunun abartı olmadığını özellikle belirtir. Ancak Muallim de başta bahsettiğimiz samimiyeti özünde hissetmelidir. Topçu muallimle ilgili “tahammülsüzlüğün ve şikâyetin başladığı yerde muallimlik davası biter.” demektedir. Bununla birlikte eğitimin topyekûn bir seferberlik olduğunu belirten yazara göre herkeste bir “ilim yolculuğu” hazzı olmalıdır.

Topçu sırasıyla eğitimin tüm kademelerini değerlendirir. İlkokul, ona göre ahlâkın yerleştirileceği yerdir. Liselerde özel yabancı okulların düşmanıdır. Milli mefkûreyi yok ettiğini düşünür. Okullarımızın dizaynı ilim önde teknik arkada gidecek şekilde olmalıdır. Bu noktada “madde ihtiyaç, mana iktidar” olmalıdır. Üniversite hocalarının çoğu, Topçu’nun nazarında cahildir. Kendi şatolarına çekilmişlerdir ve saltanat sürmüşlerdir. Talebeleri ise anarşi esir almış durumdadır.

Zararlı yayınlar, gazeteler ve radyo da Topçu’dan nasibini alır. Ona göre bu yayıncılık faaliyetleri Yahudilerin elinde birer afyona dönüşür ve gençliğin dimağlarını esir alarak Mektebi değersiz kılar.

Topçu’nun altmışlı ve yetmişli yılları değerlendirdiği kitabı “Türkiye’nin Maarif Davası” daha çok ahlâk-ilim-din üçgeninde bir eserdir. İnkılâpların eleştirilmesi kitabı biraz siyasileştirse de onun bu eleştiriyi yapmasının sebebini inkılâpları uygulayanlarda aramak gerekebilir. Liselerde kız ve erkeğin ayrı okutulmasını savunması da yine dünya görüşüyle ilgilidir. Bu düşünceleri eleştirmek, hem siyasi hem de dini kaidelerle konuşmak olacağından okuyucunun takdirine bırakılmalıdır.Topçu, kadim gelenek olarak Osmanlı’yı, geleneksel eğitim sistemini, “samimiyet”i çıkış yolu olarak görürken din ve ahlâkı bu çıkış yolunun yöntemi olarak belirler.

Esas mesele o yıllardan bu yıllara değişmeyenlere değinmekten geçiyor. Topçu’nun çizdiği “ilim hazzı duymayan”, “mektebi mabed saymayan”, “makineleşen ve fiziğin emrine giren” nesiller, bugün de çağımızın vebasıdır. Aradan geçen yıllar, sadece gençlerin hayran olduğu otomobillerin modelini değiştirmiştir. Esiri olduğumuz makineler, daha da çeşitlenmiştir(telefon, tv, bilgisayar, vs.). Batı ürettiği makineler vasıtasıyla ilerlemenin parolasını yakalamışken Batı’nın ürettiği bu makineler, özellikle teknoloji ahlakı olmayan gençlerde oyun-sosyal medya-dizi bağımlılığına dönüşmüştür. Topçu’nun bahsettiği “aşağılık psikolojisi” hala en derin yaramızdır. Bu devrin gençliği enerjisini neyde harcıyor, bu soruya bakmak ve samimiyetle cevap vermek lazımdır. Bugüne döndüğümüzde öğretmen, itibar noktasında Topçu’nun şikâyet ettiği günlerden daha zayıflamıştır. Nitekim bunun farkında olacak ki Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, öğretmenlik mesleğine dair motive edici cümleler kurmaktadır.

Netice-i kelâm, işin özü, “samimiyeti” şiar edinmiş eğitimciler, aileden beri “ahlâk”ı özümsemiş öğrenciler, “mabed” havasında eğitim verilen okullar ve makinenin esiri olmamış milletten geçmektedir. Topçu’nun dediği gibi: “Bir millet mektebiyle millet olur.

 

 

Yararlanmak isteyenler için kaynak: Topçu, Nurettin, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yay.,2016
Facebook Yorumları
İsmail Kılınç
İsmail Kılınç hakkında 11 makale
1989 yılında Kahramanmaraş Elbistan'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Elbistan'da tamamladı. Erciyes Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 2013 yılında Sakarya/Hendek'te Hendek Akşemsettin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisansa başladı.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.