Türkiye 2020 Okul Yöneticileri Raporunun Değerlendirilmesi

Tüm dünyada dernek, vakıf ve partiler gibi Sivil Toplum Kuruluşları (STK), kuruluş tüzüklerindeki amaçları gerçekleştirmek için kurulmaktadır. Bir kısmı ulusal düzeyde hizmeti hedeflerken bir kısmı da uluslararası düzeyde tüm dünyayı kendilerine hizmet alanı olarak belirlemektedir. Ulusal düzeydeki STK’lar öncelikle özel amaçları bunun yanı sıra genel olarak da devlet faaliyetlerini de izleyerek bazılarını desteklerken bazılarını da eleştirir ve endişelerini dile getirirler. Bu işlevi yerine getirirken çeşitli inceleme, araştırma ve raporlamalar yapılır. Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren eğitim konusunda da çok sayıda STK her yıl çeşitli raporlar yayınlamaktadır. Bu raporlar, politika belirleyiciler başta olmak üzere tüm taraflara önemli ve faydalı bilgiler içermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı 2023 Eğitim Vizyonunda yer alan veriye yönetim ilkesinin uygulanmasına kaynak ve destek sağlayacak bu raporda okul yöneticilerinin kendi durumları, uygulamalara ve geleceğe yönelik düşüncelerinde iyi giden ve aksayan yönlerle ilgili ipuçları yer almaktadır.

Eğitim yöneticilerinin görevi; açık fikirli, meraklı, çevreye doğaya saygılı, önyargısız, yanlış inançları sorgulayan, dürüst, fikrinde sebatlı, sonucu arayan, nesnel düşünebilen, yanılma özgürlüğüne değer veren, dürüstlük gibi değerleri yaratarak çocuğun benliğini keşfetme yolunu açan ve ayna tutan okul ortamını sağlamaktır.

Öncü Okul Yöneticileri Derneği tarafından okul yöneticiliği mesleğinin ve okul yöneticilerinin durumunu betimlemek amacıyla 21 il’den 330 okul yöneticisiyle 180 farklı veriden faydalanarak 98 sayfalık “Türkiye Okul Yöneticileri Raporu–2020” hazırlayıp Temmuz ayında yayınladı. Raporda; MEB, 2019 yılı boyunca yaptığı yenilik ve çalışmalar özetlenirken okul yöneticilerinin demografik durumu da ortaya konuldu.(*)

Okul yöneticilerinin çoğunlukla orta yaşlarda, onbeş yıl ve üstü kıdemde, yarısı yönetim alanında eğitim almamış, % 16’sı yüksek lisans yapmış, % 15’i hizmetiçi eğitim almış, % 84’ü evli, üçte birinin iki çocuğu var, yarısına yakınının eşi çalışmakta, % 85’i ek geliri yok, % 80’i kronik sağlık sorunu yok, üçte biri sigara kullanıyor, yarısı kendi evinde oturuyor, % 78’inin arabası var, yarısının kredi kartı borcu bulunuyor, yarısı düzenli kahvaltı yapıyor, üçte biri düzenli öğle yemeği yiyor. Yarısı herhangi bir STK üyesi değilken % 84’ünün eğitim sendikası üyesi olması dikkat çekmektedir. % 5,73’ü eğitim sendikasına ihtiyaç olduğunu, % 4,96’sı eğitim sendikasının olumlu etkisi olduğunu, % 3,93’ü eğitim sendikalarının ihtiyacı karşılayacak düzeyde örgütlü çalıştığını düşüyor olması da üzerinde düşünülmesi gereken ilginç sonuçlar ortaya koymaktadır.

Okul yöneticilerinin üçte biri her üç sosyal ağını (facebook, İnstagram ve twitter) kullanıyor. Yarısından çoğu günde bir saatten fazla sosyal ağı kullanırken % 80’i gündemi buradan takip ediyor olması dikkat çekmektedir. Yarısı mesaj programlarının yoğun olarak kullanmaktadır. % 90’ı boş zamanlarını ailesiyle, yarısı sinemaya gidiyor, yarısı hiç tiyatroya gitmemiş, üçte biri tatil yapmıyor. Yarısından çoğu hiç dergi ve gazete okumuyor. % 60’ı hobisi var ve yarısı haftada yaklaşık üç saat bununla vakit geçiriyor. Yaklaşık üçte biri spor yaparken dörtte biri doğa yürüyüşü, balık ve avcılıkla ilgileniyor.

Okul yöneticileri (10 üzerinden), 7,22 düzeyinde öğretmenlerin görevlerini hakkıyla yerine getirdiğini, 7,08 düzeyinde öğretmenliğin gerektirdiği niteliklere sahip olduklarını, 6,20 düzeyinde ilçe milli eğitim müdürlüğündeki yöneticilerin bu niteliklere sahip olarak görevlerini hakkıyla yerine getirdiklerini düşünmektedir. 6,18 düzeyinde ülkemizde genel olarak her şeyin her geçen yıl iyiye gittiğini, 5,73 düzeyinde okulların niteliklerinin her geçen gün arttığını, 5,64 düzeyinde eğitim sisteminin niteliklerinin iyileştiğini ve 4,02 düzeyinde ise meslek koşullarının iyiye doğru gittiğini düşünmektedir.

Okul yöneticileri mesleklerinin ve yaptıkları işin; 7 düzeyinde topluma katkı, 6 düzeyinde kendini geliştirme fırsatı, 3,69 düzeyinde prestij ve sosyal statü, 2,5 düzeyinde ise özlük hakları/maddi getiri/çalışma şartları bulunduğu belirtmektedir. Okul yöneticiliği yapan meslektaşlarının yeterlilik algısı 6,5 düzeyinde iken iletişim, güdüleme, yetkinlik, liderlik, değişimi yönetmek, halkla ilişkileri, teknoloji ve kaynak bütçe konularında öz yeterlilik olarak 7-8 düzeyinde olduğunu düşünmektedirler. Mesleki yetkinliklerinin kaynağı olarak; 7,12 düzeyinde meslektaş desteği, 6,91 internet, 6,02 deneme-yanılma, 5,73 hizmetiçi eğitim olduğunu belirtmektedirler.

Ödüllendirilme konusunda ise % 45’i hiç ödül almadığını, % 41’i ise 1-2 kez ödül aldığını, % 65’i hiç şikayet edilmediğini, % 75’i hakkında hiç inceleme soruşturma yapılmadığını ve % 92’sinin hiç disiplin cezası almadığı ortaya çıkmıştır.  Mesleki geliştirme etkinliklerine katılımda ise % 54’ü 1-3 kez sertifika programına, % 52’si hizmetiçi eğitime ve bilimsel toplantılara katılırken üçte birinin hiçbir etkinliğe katılmadığı, yaklaşık üçte birinin yılda 7 kitap ve makale okumuş olduklarını belirtmişlerdir. Kitap yazmış olanların oranı % 4, makale ve rapor yayınlayan oranı % 15, marka tescili % 4, uluslar arası proje yürütmüş olanların % 35 oranı gibi düşük düzeyde olması dikkat çekicidir.

Okul yöneticilerinin 2019 yılı eğitim politikalarının değerlendirmesinde ise (10 üzerinden) 7,98 düzeyinde MEB Bakanının performansını başarılı, okullarda beceri yetenek taraması, ölçme değerlendirme merkezi kurulması, ara tatil uygulaması, 2023 vizyonuna hazırlıklar, orta öğretim tasarımı, başarı izleme araştırmaları, yönetici sınavlarını ÖSYM yapması konularında 7 düzeyinde olumlu olduğunu düşünürken sözleşmeli öğretmenlik kısaltılması, Türkçeyi dört alanda ölçmek 7’ye yakın, 2019 yılında uygulamaya konulan eğitim politikalarının genel başarısını 6,43 ve MEB üst düzey yönetime atamalardaki kariyer/ehliyet/liyakat düzeyini ise 4,85 gibi düşük bir düzeyde gerçekleştiğini düşünmeleri dikkat çekici bulunmuştur.

Raporun son kısmında konusunda uzman akademisyenler ortaya çıkan sonuçları aşağıdaki şekilde yorumlamışlardır.

Prof. Dr. Aytaç Açıkalın, Okul yöneticilerinin, standart ve ihtiyaç odaklı yöneticilik eğitimi almamış olmalarına ilişkin veri Türkiye eğitim sisteminin genel bir özelliğidir. Bakanlık düzeyinde de atanan üst düzey yöneticilerinin de belli bir yöneticilik eğitimi aldığı söylenemez. Atandıkları görevin teknik bilgisinin o alanı yönetmek için yeterli olduğu varsayımı esastır ve bu araştırmada da öğretmenlik bilgi ve becerisinin okulu yönetmek için yeterli olacağı varsayımı ortaya çıkmaktadır. Okul yöneticiliği bir meslek olarak kabul edilirse o zaman hizmet öncesinde zorunlu bir eğitim söz konusu olabilir.

Verilerin genel ifadesine göre, okul yöneticilerin “güncellik” ve “gelişim” kaygısı çok ön planda gözükmüyor. Yöneticilerin seçiminde, bu tür sosyal ve kültürel faaliyetler yönünden bir değerlendirme sürecinin özenle izlenmesinin olmayışı da bu verilerin altında yatan neden olabilir. Mesleki çalışma çevresinin yarattığı yaşantılar, performanslarının değerlendirilmesi biçimleri, okul yöneticilerinin eğitim sistemini değerlendirmelerinde etkili olmuş gibi görünmektedir. Yöneticilerin yarıdan fazlası “okul yöneticiliğinin” kötüye gittiğini düşünmektedir. Bu değerlendirme, sistemde eylemsel konumda bulunan yöneticinin geleceğe güvensiz bakışı gibi yorumlanabilir. Okul yöneticilerinin, bu kişisel başarılar, özellikler, etkinlik ve edimleri yönünden (performanslarının) belli bir düzeyde kalması, mesleki gelişim ve kariyerleri açısından güdüleyici bir ortam olmadığını düşündürmektedir. Onların değerlendirilmeleri veya yükseltilmelerinde bu tür kazanımlarının ve üretimlerinin özeğe (merkeze) alınmaması böyle bir kültürel yoksunluğun veya sayısal yetersizliğin nedeni olabilir.

Prof. Dr. Necati Cemaloğlu’na göre; rapordaki verilerden okul yöneticisi seçme, hizmet öncesinde yetiştirme, istihdam etme ve yükseltme süreçlerinde bir politikanın olmadığı, heterojen bir yapının baskın olduğu, mesleki eğitim ve sınıf öğretmenliği branşına sahip olanların daha çok yönetici olarak atandığı, okul yöneticilerinin bilgi ve beceri düzeylerini artırmaya yönelik sistemli uygulamaların yapılmadığı, süreçte kendi kendine meydana gelen bir evrilmenin olduğu görülmektedir.

Okul yöneticilerinin sosyal yaşamları incelendiğinde; klasik Türk toplumuna ait davranış örüntüsüne sahip olduğu, elit ve entelektüel bir yaşam tarzından uzak, sade ve tekdüze yaşadıkları, eğitimci olmalarının sosyal yaşamlarına etki etmediği, kitap okuma ve kültürel faaliyetlerden haz almadıkları, genellikle aile babası-annesi rolüne sıkışıp kaldıkları, iş merkezli bir yaşam sürdükleri, sosyal ağlara takılıp kaldıkları görülmektedir. Bu şekilde istihdam edilen okul yöneticilerinin, okulun akademik başarısından ziyade günlük rutinlerini yerine getireceği, okula katma değer yaratamayacağı, öğretmen ve öğrencilere yeni ufuklar açıp onları bilgi dünyasının emekçisi yapamayacağı çok açıktır. Okul yöneticilerinin mesleki gelişme etkinlikleri incelendiğinde; çok okumayan, okuyarak bilgi kazanmaya açık olmayan, sosyal-kültürel faaliyetlere ilgi duymayan, üretken olmayan, bilimsel, sanatsal açıdan üretici kimliğe sahip olmayan kişiler olduğu anlaşılmaktadır.

Okul yöneticilerinin seçimi ve diğer süreçlerde, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından genel bir politikanın takip edilmediği, informal yapıların, sivil toplum örgütlerinin, nepotizmin etkili olduğu; okul yöneticilerinin heterojen özelliklere sahip olmalarına rağmen, entelektüel ve elit açıdan homojen özellikler taşıdığı; toplumun genelinde baskın olan kültürel özellikleri yaşadıkları ve bunu da örgütsel yaşama aktardıkları, bir nevi dayattıkları, yaşam, geçim ve düşün biçimi açısından değişmeye, gelişmeye, yenileşmeye açık olmadıkları

Prof. Dr. İsmail Güleç; Okul yöneticilerin görüşlerinin yer aldığı bulgularda dikkatimi çeken iki husus var. İlki yöneticilerin yönetici atama ve belirleme kriterleri konusundaki memnuniyetsizlikleri. İkincisi ise yönetici profilinin akademik ve genel kültür yönünden zayıf görünmeleri. İkincisi birinci durumun neticesi gibi durduğunu söyledikten sonra dikkatimi çeken sonuçları maddeler halinde paylaşayım. Eğitim alanlarında doktora yapanların sayısı özellikle yöneticilik konusu söz konusu olduğunda çok önemli. Bu kadar doktoralı uzman kadro varken başta il milli eğitim müdürleri olmak üzere, büyük ilçelerin milli eğitim müdürleri ile önemli ve sembolik değeri olan liselerin doktoralı adaylar arasından tercih edilmesi mutlaka gündeme alınmalıdır. Okul yöneticilerinin aldığı hizmet içi eğitim OECD ortalamasının altında olması üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer konu.

Yöneticilerin liderlik yapmaktan daha çok memurluk yaptıklarını, yukarıdan gelen talimatları yerine getirmekle vakitlerini geçirdiklerini gösteriyor. Bence üzerinde en çok durulması ve irdelenmesi gereken iki konudan biri budur. Kanaatimce atama kriterleri arasında kamu ve toplum yararına çalışan STK’larda görev almış olmak da yer almalıdır. Sendikaların yöneticiler üzerindeki etkisinin olumlu diyebileceğimiz bir oranda çıkmaması başta sendikacılar olmak üzere tüm aktörlerin üzerinde düşünmeleri gereken bir konudur. Sendikaların yönetim işlerine diğer konuları adeta ihmal edercesine ağırlık vermeleri ve daha çok vakit ayırmaları sendikalar ve faaliyetleri üzerinde yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Yöneticilerin alanlarıyla ilgili yayınladıkları akademik veya popüler makale sayısının çok çok az olması yöneticilerin bu yönde bir kaygılarının ve gayretlerinin olmadığını gösteriyor.

Dr. Sevda Sarı Demir; Bu araştırmadaki nitel veriler incelendiğinde, okul yöneticilerinin seçimi ve niteliğine dair beklentiler, kendi kontrolleri dışında yapılanlar, maddi ve özlük haklarının iyileştirilmesi, kanun ile ilgili istekler öğretmenlerin güçlenmesine dönük beklentileri ve eğitim modeli için önerileri ön plana çıkmaktadır.

Raporda yer alan veriler ve uzman akademisyenlerin farklı çıkarımları birlikte değerlendirildiğinde; sendikalar konusu, ödüllendirme, üst düzey görevlere atamalarda kariyer-ehliyet-liyakat, politika belirlenip istikrarla uygulanması, eğitim sisteminde gidişatın yönü, okul niteliği, gelişim kaygısı, mesleğin prestij, statü, imkan ve çalışma şartları, vizyon eylem planının gerçekleşme durumu konularında ortaya konulanlar dikkat çekici bulunmuştur.

(*) Türkiye Okul Yöneticileri Raporu (TOYR), İbrahim Hakan KARATAŞ, Bahri AYDIN, Mevlüt KARA, Öncü Okul Yöneticileri Derneği Yayınları: 14, Rapor: 2, Temmuz-2020, İstanbul

Facebook Yorumları
Erol DEMİR
Erol DEMİR hakkında 110 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.