Hayata Önde Başlamak

Çocukluğumda mahallede bir oyun veya maça başlarken iki kişinin/grubun güç dengesi eşit değilse güçlü olan diğerine; “sana/size beş avans veriyoruz” diyerek beş-sıfır ile önde başlanırdı. Bugün Avrupa, Amerika veya Uzak Doğu’da, gelişmiş bir ülkede, büyük bir şehirde, varlıklı bir ailede dünyaya gelen bir çocuk ile Afrika’da veya dezavantajlı bir coğrafyada bir yudum temiz suya ve bir lokma ekmeğe muhtaç olan çocuklar da hayat maçına maalesef eşit şartlarda çıkamıyorlar. İnsanlık temelinde zaten eşit olan çocukların zamanla iyi bir eğitimle bu aranın kapatılması mümkün olabilir. Eğitimin ve bilginin insana kattığı güçle kendine ve insanlığa yapabileceklerini katlayabilmesinin yegâne şartı da bilinçli, planlı ve azimle çok çalışmaktan geçiyor. Dili, dini, ırkı, milleti, ülkesi, rengi ve diğer olabilecek tüm farklılıkları ne olursa olsun tüm dünya çocuklarına iyi bir eğitim hakkı ve imkânı tanımak hepimizin yükümlülüğü olmalıdır.

Bugün iş hayatında başarılı olmuş, çok para kazanmış ama parasını bankada saklamak faiziyle yaşamak yerine yerine ülkesine, milletine insanlığa katkı sağlamak, üretim ve istihdama dönüştürmekte kullanmış insanları takdir ediyorum. Bu insanların bir kısmı da üniversite gibi uzun soluklu bir eğitim kurumu kurarak daha çok gencimizin meslek ve kariyer yapmasına imkân sağlıyorsa onlara saygım daha da artmaktadır. Çünkü bu çaba ya eşitliği sağlamak yada maça beş puan önde başlama fırsatı da sağlamaktadır. Bu yüce ruhlu insanlar, hayat hikâyelerini anlatırken çocukluk dönemlerinden başlayarak kantinde, temizlik işinde çalıştığını, bir yandan okurken aile büyüklerinin esnaf dükkânlarında onlara yardım ettiğini, bu yaşanmışlıklarının da bugünkü başarılarında önemli payı olduğunu söylemesini çok önemsiyorum.

Bir çocuğun ailesinde ayrıca bir de Kayseri kökenli olma durumu varsa ticarete beş sıfır önde başladığını söyleyebiliriz. Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı Levent Uysal Bey de akademisyen bir baba ve Kayserili esnaf bir dedeye sahip olup ilkokuldan itibaren çalışmaya başlayarak mal alıp satmayı, para kazanmayı çekirdekten yetişerek öğrenerek bu günlere gelmiş. Dedesinden esnaflığın Anadolu Ahlakını/ahiliği, veresiye alışverişi ama borcuna sadık olmayı, verilen sözün marka ve senet olduğunu öğrenmiş. Kendisine hediye alınan bisikleti tur hesabı kiralayarak kısa zamanda parasını çıkartmayı ve yapıp havalandırdığı uçurtmayı havada satmayı başarmış.

Kendi yazdıklarında gençlere; hedef olarak sınavlara girmek, yüksek not alarak sınıf geçmek yerine, kendini geliştirmeye odaklanarak, meslek öğrenmeyi, proje odaklı düşünüp sorunlara çözüm üretmeyi öğütlüyor. Geleceğin eğitimi için; öğrenmenin zaman ve mekânda farklılaşma, kişiselleştirilmiş öğrenme, özgürce kendi öğrenme araçlarını seçme, projelere dayalı değerlendirme, veriyi işleyerek bilgiye dönüştürme, öğrencinin merkezde öğretmenin rehber olduğu, hayal gücünün sürekli desteklendiği, teknolojik eğitimin; değişimi ve yenilikleri takip edebildiği bir şekilde sunulması gerektiğini düşünüyor.

Teknolojinin eğitimde kullanılırken oyunlaştırarak ilgi çekiciliği arttırması, mesafeleri kısaltması, araştırma kolaylığı sağlaması, kalıcı öğrenmeyi desteklemesi ve öğrenmeyi öğretmeye imkân vermesi gibi faydaları yanında yabancılaştırma, bağımlılık, yalnızlık, ilgiyi dağıtması ve yanlış kullanıma açık olması gibi zararlı yönlerinin gözden uzak tutulması gerektiğini vurgulamaktadır.

Herkesin çok merak ettiği geleceğin; biz nasıl hayal edip kurgularsak öyle geleceğini, robotların makina ve insanların yerine geçmesi hatta vatandaş gibi çeşitli haklara sahip olarak toplumun bir parçası olma yolunda yeni hukuksal düzenlemelere ihtiyaç duyacağımızı haber vermektedir. Gelecek için en büyük gücümüz ve sermayemiz olan gençlere yatırım yaparak, hayat tasarımlarını yeni en kıymetli ekonomik maden olan bilgiye sahip olarak, savaşın her türlüsüne, iklim değişimine ve teknolojik bozulmaya sebep olmadan insanca yaşanabilir dünyayı kurgulayabiliriz. Başarılı olmak için bazen hiç vazgeçmeden, meslek sahibi ve aranan eleman olabilmek için ise iş başında uygulamalı meslek eğitimini sektörün uzmanlarından alarak hedeflere daha hızla ulaşılabilir.

Bugün neler yapıyorsak geleceğimizin öyle olacağını bilerek, mesleğimizi robotların ve yapay zekanın elimizden alacağı korkusuna kapılmadan, teknolojiye sahip ve hakim olabilirsek yeni fırsatları kaçırmamış olacağız. Gelişmiş ülkelerin üniversitelerinde kurgulanmakta olan; ticari uzay pilotluğu, nesli tükenmiş canlıların yeniden üretimi, alternatif enerji danışmanlığı, organ ve beden üretimi, zihin transfer uzmanı ve hafıza cerrahisi gibi belki filmlere konu olmuş hayal gibi yeni mesleklerin gelmekte olduğunu unutmamalıyız.

Çınara tırmanan kabak bitkisi yerine bambu ağacı gibi eğitim hayatımızda beş-altı yıl bilgi, beceri ve yetkinliklerle donanmalı ve iş hayatına atıldığımızda özgüvenle her gün katlanarak gelişen teknolojileri kullanandan ziyade üreten insanlar yetiştirmeliyiz.

Henüz kurtulamadığımız Covid-19 virüs salgını sonrasını; uzun acil durum, salgınla başedebilen ülkelere doğru küresel göçler, gıda ve tıbbi malzemelerin hayati önemde olduğunda yükselen milliyetçilik, pandemi etkisini hafifletebilecek biyoteknoloji, sağlık ve gıdaya yatırım, bu kaotik dünya düzenini yönetebilecek bilim diplomasisi için liderlik yapabilecek gençlerin yetiştirilmesi çok mantıklı stratejik hedefler olarak görülmelidir.

Soğuk savaş döneminde birbirini takip eden küresel güçlerin bilim ve teknolojideki yarışının 21. Yüzyılda da devam edecek ekonomik ve bilim savaşlarında devletlerin yerini yarışan organizasyon, grup ve bireyler arasında olacağını tahmin etmek zor değil. Düne kadar ismini bile duymadığımız küçük bir sağlık laboratuvar şirketi BionTech sahibi iki muhteşem Türk Prof. Dr. Uğur Şahin ve Özlem Türeci, geliştirdikleri virüs aşısı bunun en somut örneğidir.

Bilgiyi ve gücünü özellikle dijital dünyada bu kadar önemsiyorsak güvenliğini de siber saldırıların tehditlerin varlığını da unutmadan bu savaşlara da hazırlıklı olmalıyız. Her alanda olduğu gibi bu alanda da bilim ve siyaseti üreten kurumların halkını ve ülkesini korumak için tıpkı İHA ve SİHA ürettiğimiz gibi stratejik ihtiyaçlarımızı üreterek yerli-milli gücü oluşturabilmeliyiz.

Şahsen ben ekibime seçeceğim kişide önce güven sonra uyum ve çalışkanlık ararım. İş hayatında da geçerli olduğuna inandığım bu kıstaslara ilaveten hayal kuran, merak edip araştıran, sorgulayan, olanı daha iyisiyle değiştiren insanlar aranmakta ve diploma sahibi olmak artık yetmemektedir. Öğrenmeyi yaşam boyu keyifli bir uğraş bilip başarıyı sınav kazanmak ve diploma biriktirmek olarak görmemek gerekiyor. İnsanlığın dün ve öncesinde yaptıklarını küçümsemeden üzerine yenilerini ekleyerek geleceği daha güvenle kurgulayabiliriz.

Bizden öncekiler ve biz dünyayı gitgide daha zor yaşanabilir şartlara dönüştürdükten sonra gençlerden gelecekte dünyayı kurtarmalarını bekleyemeyiz. En iyisi bugünden dünyanın kullanım kitapçığına bakıp onun fabrika ayarlarını bozmadan nasıl üzerinde kardeşçe yaşayabiliriz buna da kafa yormalıyız. Kuşak teorilerine bakıp kategorize etmek ve çatışmalara odaklanmak yerine yerine geçmiştekiler, bugünküler ve geleceğin neslinin hepimizin insan olarak insan gibi davranmak, birbirimizi dinlemek ve anlamak daha da önemlisi tüm farklılıklarımızı unutup biraya gelmeli, el ele vermeli insan gibi yaşanabilir bir gelecek ve dünya tasarlamalıyız.

Tüm bunları yapabilmek için tüm silahları bir daha çıkartmamak üzere gömmeli ve insanlığı güçlendirecek eğitime çok önem vermeliyiz. En çok da kızların/kadınların iyi eğitim almasını sağlamalıyız. Çünkü hepimizin ilk okulu evimiz ve ailemiz öğretmeni de annelerimizdir. Eğitim başta canlıya/insana/kadına saygı duyup değer vermeyi öğretebilmelidir. Sahi, onca belgeselleri izliyoruz dişisini öldüren bir canlıya rastladınız mı?

CeBIT Fuarında Society 5.0 (Toplum 5.0) felsefesini tanıtan Japonya başbakanı Shinzo Abe, bu felsefeyi “Teknoloji toplumlar tarafından bir tehdit olarak değil, bir yardımcı olarak algılanmalı.” inancıyla temellendirdiklerini söyledi.(1) Almanya önderliğinde başlatılan Endüstri 4.0 sonrasında şimdi de Japonlar tarafından Toplum 5.0 kavramı “Toplum için teknoloji” önerisi ortaya atıldı. Toplum 5.0 ile bilgi toplumundan süper akıllı topluma geçişle toplumu dijital dönüşümlere hazırlamak ve yaşlanan dünya nüfusuna karşı çevre kirliliği ve doğal afetlerle de başederek yeni sürdürülebilir çözümler üretmektir.(2) Peki neden toplum 5.0 ? Toplum 5.0 adının insanlığın beşinci aşaması olduğunu düşündükleri için ismi böyle. Ve 5 duvarı kırmaktan bahsediyor bu ismi seçenler. Toplum 5.0 ile kırılması düşünülen 5 duvar; hukuk sistemindeki engeller, nesnelerin dijitalleşmesindeki bilimsel boşluklar, kalifiye personel eksikliği, sosyo-politik önyargılar ve toplumsal direnç.(3)

Japonya’da değişimin mimarı Tateo Arimoto, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi adına Nurulhude Baykal ile yaptığı söyleşide bu konuda şunları söyledi; “Türkiye’yi kalkındırmanın yolu her coğrafyanın kendi sorunlarına eğilmesi ve bunların çözülmesinden geçiyor. Sonra benzeşen sorunları olan paydaşlar bilgi birikim ve tecrübelerini paylaşarak süreci hızlandırabilir ve yayılmasını sağlayabilir… Türkiye’nin avantajlı olduğunu düşünüyorum. Gelişmiş ülkelerin deneyimlerini ve bilgilerini kendinize uyarlayabilirsiniz, bu size zaman kazandıracaktır. Türkiye genç nüfusunun dinamikliğiyle bize yetişebilir. Bunun hayli olanaklı olduğunu düşünüyorum. Bizde nüfusun yaş ortalaması 48 iken sizde 28 en önemli avantajınızdır. Eğer iyi bir eğitim sistemi geliştirip insanları nitelikli olacak şekilde eğitirseniz pek çok mühendis ve bilim insanı yetiştirirsiniz. Geçmişte sosyal yapımız Türkiye’nin bugünkü haline çok benziyordu. Japonya hükümeti bütçenin önemli bir kısmını eğitime ayırmayı doğru buldu. Ülke çapında pek çok okul, üniversite ve eğitim tesisi kurduk; böylece eğitimli bir toplum inşa ettik. Bu politika Japonya’nın modernleşmesinde ve gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek düzeye gelmesinde büyük rol oynadı. Belirli şehirlere kurulacak bilim müzeleri ve bilim merkezleri Toplum 5.0 için kilit rol oynayabilir. Fikirlerin üretileceği, tartışılacağı, çözümler sunacağı tarafsız ortamlar gereklidir.” (4)

Ben yeni çıkan bu güzel ve faydalı kitaptan sadece bu kadarını anlatayım geri kalanını ilginç bulup merak ediyorsanız “5.0 Önde Başlamak” kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.(5)

(1) https://webrazzi.com/2017/05/14/toplum-5-0/

(2) https://medium.com/türkiye/toplum-5-0-japonya-endüstri-devrimi-83395fefda62

(3) https://sirazduvari.com/toplum-5-0-japonlarin-toplumsal-degisim-plani/

(4) https://egitimheryerde.net/toplum-5-0-ve-japonya/

(5) Bu yazı “Dr. Levent Uysal, 5.0 Önde Başlamak, Destek Yayınları, Mart-2021, İstanbul” kitaptan yararlanılarak hazırlanmıştır.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 200 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

1 yorum

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.