Bir Başka Kanser Türü: Fabrikasyon Eğitim

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün 2018 yılında yayınladığı 2015 yılına ait Türkiye Kanser İstatistiklerini okuyunca tüylerim diken diken oldu. Gerçi benim yaşadığım ve kanser vakalarının en çok görüldüğü illerden biri olan Hatay’da yapılacak basit bir gözlem bile bilimsel verilere gerek kalmaksızın insanı korkunç duygulara sürüklemeye yeter fikrimce. Basit bir grip misali hemen hemen her evde bu illete rastlamak mümkün çünkü. Uzmanlara göre bunun birçok nedeni vardır: Sigara, alkol, GDO’lu ürünler, beslenme alışkanlıkları, yediğimiz meyvelerin üzerindeki ilaç kalıntılar vs.

Ne zaman bu konunun konuşulduğu bir ortamda kendimizi bulsak “Nerede o eski salatalıklar, domatesler…” diyerek geçmişe iç çektiğimizi görürüz. Hayatı kırsal kesimde geçmiş biri olarak gerçekten de tarlanın başında koparıp yediğimiz bir salatalığın kokusunun tarlanın sonuna kadar gittiğini, o kokunun ve tadın saatlerce ağzımızda kaldığını dün gibi hatırlıyorum.

Ha, kimi uzmanlara göre nüfusun bu kadar arttığı bir zamanda başta GDO olmak üzere bu tür üretim tarzına mecburuz. Bunu anlamakta ben zorluk çekiyorum açıkçası. Ve inanıyorum ki ekranlara çıkıp bunu dile getiren uzmanlar çocuklarına bu tür ürünleri yedirmeyip organik ürünlere yöneliyorlardır.

Anlamakta zorluk çekiyorum çünkü ölümü zamana yayıp yurttaşlarını bu tür illetlere mahkûm etmek, özde insanların en temel hakkı olan Yaşama Haklarını ellerinden almaktır. Tam da bu bağlamda “Kanser maliyetlidir. Her şeyden önce, kanser teşhisinin getirdiği belirsizliği ve ıstırabı yaşayan insan bedeli vardır.” der Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu Direktörü Dr. Christoper P. Wild. Bundan kurtulmanın en maliyetsiz yolu beslenme alışkanlığımızı değiştirip, ninelerimizin zamanında yapılan yerli tohuma dönmek, ORGANİK TARIMA yönelmektir. Bu şekilde, çocuklarımızın ömürlerini uzatır, yaşam kalitelerini artırırız ancak.

İyi de cehalet ya da yanlış eğitim az mı maliyetlidir? Ya da yanlış eğitim veya cehalet kanserin bir başka çeşidi olarak değerlendirilemez mi? Gerçekten de bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlarsa kanser, toplumun genetiği ile oynayan yanlış eğitimin kendisine de bir başka kanser türü olarak bakmak gerekir bana göre.

Başka bir kanser çeşidi olan yanlış eğitimin çocuklarımıza, cehaletin topluma ödettiği bedel ise maddiyatla ölçülmeyecek kadar çoktur. OECD’nin ‘Bir Bakışta Eğitim’ raporuna göre Türkiye, eğitime katılım oranı en düşük üçüncü ülke… Okula devamsızlık konusunda ise ilk sıradadır. %7’lik bir dilim ise çeşitli sebeplerle örgün eğitimin dışındadır. Bu demek oluyor ki nüfusumuzun ciddi bir oranını okullara getiremediğimiz gibi okula gelenleri de okulda tutamıyoruz. İyi de neden? Çocuklarımızın küçümsenmeyecek bir bölümünü okullara getiremeyişimizin en büyük nedeni milli gelirimizin adil bölüşülememesinden kaynaklıyor fikrimce. Peki, farz edelim ki bu, böyle. Ya, okullara gelenleri niye okullarda tutamıyoruz? Yani bir şekilde okula gelen çocuk, neden okulda kalmak istemiyor? Çünkü sınava endeksli fabrikasyon eğitim sisteminde çocuklarımız, sınavlarda gösterdikleri başarı kadar değer görmekte. Ve aslında zevkli bir süreç olması gereken eğitim, çocuklar arasındaki farklılıkları hiçe sayan, tek düzen eğitim materyali, öğretim teknikleri ve kaynaklarıyla fabrikasyon eğitim sistemi olarak tanımladığım bu sistem çocuklarımıza hitap etmemekte, eğitim işini işkenceye dönüştürmektedir çoğu zaman. Ne verilen bilginin hayatta karşılığı oluyor ne bilginin veriliş şekli onu cezp edebiliyor. İyi de ne yapmalı? Nasıl ki tarımda ninemizin zamanına dönmemiz gerekiyor ise eğitimde de dedelerimizin zamanına dönmemizin gerektiği kanısındayım. Modern zamanların fabrikasyon tarzını terk edip dedelerimizin zamanındaki atölyeler misali okulları birer atölyeye dönüştürmeliyiz. Her şeyin yaparak ve yaşayarak öğrenildiği, geleceğin ilme ilme sevgi ve gönülle dokuduğumuz yaşam atölyelerine… İçinde notaların, perdelerin, renklerin, kelimelerin, düşlerin dile geldiği; yaratıcılıkların ete kemiğe büründüğü gerçek yaşam atölyelerine! Çamurun, taşın, yumurtanın, kartonun, kâğıdın vs.nin eğitim materyali olduğu; deneylerin yapıldığı atölyelere. Sınıfların birer sahneye dönüştüğü, konuların anlatımında drama tekniğinin es geçilmediği atölyelere.

Hayatı bir filme benzetirsek, her öğrenci kendi filminin kahramanı olmak zorundadır. Hayat denen filmin eğitim sahnelerinin çekildiği sınıflarda öğretmen, başkahraman olmaktan çıkmalı, yönetmen koltuğuna kurulup filmin asıl kahramanlarının sahneye çıkmasına izin vermelidir. Okullar çekim merkezi haline gelmeli ki çocuklar sevinçle okullara gelebilsinler. Okullar mutluluk kaynağı olmalı ki okullara gelen çocuklar okullardan kaçmasın.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.