Köy Enstitüleri

 

“Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,

Milletin her kazancı milletin kesesine

Toplandık baş çiftçinin, Atatürk’ün sesine

Toprakla savaş için, ziraat cephesine.

Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz

Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.”   (Ziraat Marşı)

Bu yıl Köy Enstitülerinin 79. kuruluş yıl dönümü. Türk Eğitim Sistemi tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Köy Enstitülerinin hangi ilkeler üzerine ve nasıl şartlarda kurulduğunu hatırlayalım.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Tevhid-i Tedrisat (1924) Kanunu ile eğitim laikleşmiş ve demokratikleşmiş; eğitimde milli bir amaç belirlenmiş ve ona yönelme olmuştur. Bu yaklaşımla belirlenen milli eğitim politikası, temelde üç ana amaca yönelmiştir. Bunlar;

1- Milli kültür birliğinin sağlanması,

2- Vatandaşlık eğitiminin ve ilköğretimin yaygınlaştırılması,

3- Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu eğitilmiş insan gücünün yetiştirilmesi olarak özetlenebilir.

Her ne kadar eğitim felsefesi oluşmuş ve eğitimde yeni ilke ve görüşler ortaya çıkmışsa da Atatürk’ün belirttiği ilkeler ve amaçlar daha tam olarak okullara uygulanamamıştı. Var olan eğitim kurumları, beklendiği gibi nitelikli birey yetiştiremiyordu. Öğretmen okullarında gerçek bir iş eğitimi yoktu. Sayı ve nitelikte eksik kalıyordu. Eğitimi biten ve köylere gönderilen öğretmenler, köy şartlarına alışık olmadıkları için zorlanıyor, halkı ve yaşayışı anlayamıyor, kentlere gitmek istiyorlardı. Nüfusun 80%’i köylerde yaşadığı için bu durum pek de olumlu olmuyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yurt dışından uzman getirtilip, sorunları belirleyip çözüm bulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, bizden de yurt dışına gidip gözlem yapanlar olmuştur.

Bu okullardaki köy öğretmenlerinde bulunması gereken genel nitelikler de şöyle belirlenmiştir:

  1. Köy inançlarına etkili olmak (devrimcilik, laiklik, cumhuriyetçilik)
  2. Köyün toplumsal yaşamına etkili olmak (medeni yasanın köyde uygulanması)
  3. Köyün maddi ve ekonomik yaşamında etkili olabilmek
  4. Aydın olmak

Bu yıllarda Türkiye’nin çok büyük bir nüfusu köylerdeydi. Kentteki nüfusta ilköğretim çağındaki çocukların okula gitme yüzdesi %75 iken; köylerde durum çok daha kötüydü. Bu durumu çözmek için köylere en kısa zamanda eğitimi ulaştırmak ve öğretmen yetiştirmek gerekiyordu. Bu sorun Eğitmen Kursları açarak çözümlendi. Böylece köylere kısa zamanda öğretmen yetiştirilebilecekti. Köyden çıkmış ve koşullara aşina köy gençleri 6 ay bu kurslara giderek köylerine eğitmen olarak gönderileceklerdi. Ancak atanan bu öğretmenler, sürekli olarak Bakanlığın desteğini alıyorlar ve denetleniyorlardı. Derslerde uzmanların hazırladığı yıl kitapları ve kılavuz el kitapları kullanılıyordu.

İSMAİL HAKKI TONGUÇ

Köy enstitülerinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç. Köyde dünyaya gelmiş, okumayı çok sevmiş ve okumak için çok uğraşmış bir kişidir. Daha küçük yaşlarda eğitim açısından arka plana atılan köylü kesiminin haklarını savunacağına ve ilerde bu adaletsizliği gidermek için uğraşacağına söz vermiştir ve sözlerini de tutmuştur. 

Tonguç’a göre insanı eğitmek için önce onu tanımak gerekir. Köy insanını tanımak ise çok zordur, onun yaşamı adeta bir sır gibidir: “Köylüye Bir şey öğretebilmek için, ondan birçok şey öğrenmek gerekir.”

    

21 Köy Enstitüsünün haritası

Köy Enstitüleri Yasası (17 Nisan 1940)

  • Öğretmenler hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern tarım tekniklerini öğreteceklerdi.
  • Kitap defter tabanlı değil “İş için, iş içinde eğitim” ilkesi tabanlı bir eğitim vardı.
  • Her enstitünün kendine ait tarlaları, besi hayvanları ve atölyeleri vardı.
  • Derslerin yarısı örgün eğitim, yarısı uygulamalı eğitimdi.
  • Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece ilkokul öğretmeni değil,  aynı zamanda ziraatçılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu.
  • Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entelektüel birikimleri olan aydınlar oluşuyordu.
  • Köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını da öğreniyordu. Aşık Veysel köy enstitülerinde müzik derslerinde öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu. Sabahın erken saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı ve erkekli zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı ardından zorunlu okuma saati vardı. Kahvaltıyı kendilerinden önce kalkıp fırında ekmek pişiren öğrenci arkadaşları hazırlıyordu. Bu bakımlardan köy enstitüleri yaparak öğrenim konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş ve birçok akademik inceleme ve araştırmaya örnek olmuştur.

Türkiye’nin çok partili hayata geçiş döneminde, Köy Enstitüleri kapatılmıştır.

GÜNEŞ GÖRKEN

Referanslar:

  • Demirtaş, A.(2008). Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri, İzmir: Etki Ofset.
  • Altunya, N.(2005). Köy Enstitüsü Sisteminin Düşünsel Temelleri, Ankara: Düzgün yayıncılık.
  • Pazar, M.(2002). Demokratik Eğitimde Bir Anıt Kurum: Köy Enstitüleri, Ankara: Aktaş basımevi.
  • Dündar, C.(2011). Köy Ensititüleri, Ankara: İmge Kitabevi.
Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.