Sihirli Reçete

Gelecek gibi belirsizlik içeren bir zaman dilimine bugünden hazır olmak için bilinenler üzerinden bazı kararlar alıp eyleme geçmek gerekiyor. Geleceğin dünyasını ve insanların ihtiyaçlarını tahmin edip gerekli hazırlıklara eğitimle başlamalıyız. Bir ülke açısından bu durumu önce hedeflerin ve vizyonun oluşturulması, bu amaçlara ulaşmak için toplumun inandırılmasıyla sürekli heyecanların canlı tutulması gerekiyor. Öte yandan nüfus öngörülerinde bulunup yollar, barajlar, altyapı ve üstyapı olarak okul-hastane gibi çeşitli kamusal yatırımlarda bulunmak anlamına geliyor.

Türk toplumu olarak hayal ettiğimiz yaşam standartlarına ulaşmak için yapmamız gereken bu hazırlık; sadece fiziki ve maddi ihtiyaçlar değil sosyal ve manevi ihtiyaçları da içermelidir. Asıl önemli olan ihtiyaç ise güçlü bireye ve topluma sahip olabilmektir. Bunun için uzun vadeli projelerimiz olmalıdır. Devlet, planlama teşkilatıyla gelecek için dünya ülkelerinin planlarını da göz önünde bulundurarak önce kendi milletimizin ihtiyaçlarını sonra da tüm insanlığın faydasına olacak planlar yapmalıdır. Kişi, toplum veya ülke olarak başkalarından olumlu davranışlar ve fayda beklemek yerine önce kendimiz duyarlı ve sorumlu iyi örnek olmalıyız.

Çölde su istemek bahanesiyle soyulan bir atlının bunu kimseye söylemeyin yoksa insanlar artık kimseye yardım etmez demesi çok anlamlıdır. Hukuk çok kazanmak için rakiplerini saf dışı bırakmaya engel değilken etik, ahlaki, dini ve felsefi sosyal kuralları içeren birlikte mutlu yaşamaya dayalı Ahilik Sistemi komşu esnafın siftah yapması için ikinci müşterisine satış yapmaması herhalde başka ülkelerde garip karşılanacaktır. 2023 eğitim vizyonuyla bu bilinç ve ruha sahip insan yetiştirebilirsek yeniden tüm dünyaya medeniyet örneği sergileyebiliriz.

İnsan olmak sorumluluk ve bilinciyle tüm insanların medeniyet inşası için insandan daha çok yetişebilecek ortamı ve çevreyi hazırlamak önemlidir. İnsani hassasiyetleri gözardı ederek sadece teknolojiyi merkeze almak bir süre sonra yetmeyecektir. Bu teknoloji karşıtlığı olarak da algılanmamalıdır. Cep telefonunu örnek verecek olursak evden hiç çıkmadan birkaç tıklamayla herşeyi ayağımıza getirecek kadar hayatımızı kolaylaştırdığı gibi hiç insani ilişki kurmadan yaşamaya-yalnızlaştırmaya doğru bir gidişata yol açtığını da kabul etmeliyiz.

Robotlar üretsin biz tüketelim gidişatın bu olduğu bir hayatın insan olup insan kalmanın ve mutlu olmanın yollarını da öğrenmekle sürdürebiliriz. Gerçeklerle yüzleşmek için gerekiyorsa bazı kolaycılıklardan vazgeçmeyi becerebilmeliyiz. Hayat felsefemiz doğrularda ısrar etmek olmalıdır.

Yerli ve geleneksel reçetelerden vazgeçerek başka toplumların reçetelerinden çare beklemek her hastalığa ve bünyeye iyi gelecek mucize bir reçete gerektirir. Henüz böyle bir reçete icat edilmemiştir. Herhangi bir rahatsızlığı olan insanlar önce kendiliğinden iyileşeceğini, kendi bildiği çareleri sonra başkalarının tavsiyelerini denerler. En son acı dayanılmaz hale gelince bir doktora başvururlar. Çünkü doktorun aldığı tıp eğitimine ve sahip olduğu diplomaya güveniriz. Her doktor her hastalığı tedavi edemeyeceğinden önce sıkıntının derdin ne olduğuna karar verilmesi yani bazı tetkiklerin yapılarak teşhisin konması sağlanır. Sonrasında bir reçete yazılır ve tedaviye başlanır. Reçetede öncelikle ilaçlar yer alır. Doktor tarafından reçeteye doğru ilaçların yazıldığından eczacının doğru ilaçları verdiğinden tereddüt etmeyiz. Sonra sözlü tavsiyelerde bulunulur. Bazı ilaç ve tavsiyeler hoşumuza gitmeyebilir acı ve zorlu gelebilir. Sağlığımıza kavuşmak mevcut halin daha kötüye gitmemesi için mecburen uygulamak zorunda olduğumuzu biliriz. Bu tecrübeler bir süre sonra bizi önleyici sağlık hizmetleri ve hekimliğini öğretir. Yani artık hastalanmadan önce bazı tavsiyelere uyarak yaşam biçimimizi bunlara göre düzenleyerek kimilerini yemeyip ve yapmayıp sağlıklı yaşamanın mümkün olduğunu da öğreniriz. Toplum olarak bu örnekteki gibi öğretmen ve eğitimcilere de güvenmeliyiz.

Güvensizlik gibi aksi davranışlar şüphe ve vesveselerle o doktor bu hastane, şu ilaç bu reçete derken koştururken kaybedilen zaman hastalığın daha da ilerlemesine, telafisi zor durumlara belki de hayatı kaybetmeye götürebilir. Tabi ki hastane ve doktor seçme ve tedaviyi kabul etmeme hakkımız vardır ama sonuçlarını da kabul ve katlanmak şartıyla.
Sihirli reçete ve her şeyin teorisi çok iddialı kelimeler gibi. Her bireyin farklı faydalı yeteneklere sahip özel bir varlık olduğunu kabul ediyoruz. Yeteneklerimizin keşfedilerek geliştirilmesi için eğitime ihtiyaç duyarız. Bir mesleği öğrenmek için mesleki eğitim alarak meslek sahibi olmak sonrasında insanlara faydalı mal ve hizmet üretmek insan olmaya yaraşır bir eylemde bulunmaktır. Çünkü mesleki eğitim kültürümüzde, bir bireye insanca yaşayabilmek için gereken yetenekleri kazandıran bir eğitim türü olması yanında içinde sabır, gayret, paylaşmak, dayanışma ve helal kazanmak gibi değerler eğitimini de barındırır.

Tüm bu güzellikleri gençlerimize cazip şekilde sunabilmek için genel ve meslek eğitimini Tv programları, sosyal medya ve cep telefonu etkisiyle yarışabilecek şekilde çekici ve faydalı halde sunabilmeliyiz. Sadece geçmişteki usta-çırak davranışlarıyla bugün gençlere meslek öğretemeyiz. Eğitimin sonunda işe yarar anlamlı üretim ve yaşam vaat edebilmeli, başarı, mesleki güç, para kazanma, toplumsal statü, içindeki yetenekleri sergileyebilme kariyer imkanı gibi faydalarını yaşayarak öğrenebilirler.

Aslında derdimiz belli; mesleksizlik artı işsizlik = mutsuzluk. Bunun gerekçelerini veya çözümlerini paydaşlar ve kişiler farklı ifade ediyor olsa da ortak noktada birleşilmektedir. Tıpkı pusulanın ibresi gibi sağa sola hareket etse de en sonunda doğru yönü gösterecektir. Üretmeyen toplumlar tüketirler ve tükenirler. Başka toplumlara muhtaç kalıp sömürülürler. Tüm bu sebeplerle benim bugüne kadar öğrenebildiğim en iyi reçete “mesleki eğitim” dir. Nedenine gelince…

Mesleki eğitimde kişi, toplum ve ülke düzeyinde başarılı olabilirsek; öncelikle kişinin ömür boyunca helal yollardan çalışarak geçimini temin edebileceği bir mesleği ve işi olur. Bir meslekle uğraşan kişi boş vaktin en iyi şekilde değerlendirmiş olur. Bir işi başarma ve ortaya işe yarar bir ürün çıkarma duygusunu yaşar. Bir başka insanın bir ihtiyacını gidermesini temin etmiş olur. Bir uğraşla meşgul olurken vücudun, aklın ve duyguların harekete geçmesiyle oluşan sağlıklı duruma kavuşur. Mesleği olan bir kişi yaşamak için başkasına muhtaç olmaz. Meslek sahibi olanın kendine güveni artar. Toplumda saygın bir yeri ve itibarı olur. Sahip olduğu meslek grubunun bir üyesi aidiyet duygusu oluşur. Bireysel ve toplumsal huzura katkı sağlamış olur. Faydalı bir vatandaş olarak devlete karşı sorumluluklarını yerine getirebilir. Böylelikle mutlu birey ve huzurlu topluma kavuşulabilir.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 199 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.