1. Anasayfa
  2. Bilgi Bankası

Bağlanma Kuramı – 1

Bağlanma, diğer insanlarla olan ilişki örüntümüzün temelinde yer alan bir kavramdır. Gelişim dönemleri bakımından düşünüldüğünde bebeklik çağından itibaren şekillenmeye başlayan bağlanma tarzı, hayatın ilerleyen dönemlerine etki etmektedir. Bağlanma, değer verdiklerimizle aramızdaki güçlü duygusal bağdır. Bu bağ onlarla etkileşim halindeyken hoşnut olmamızı, neşeli hissetmemizi, stresli olduğumuz zamanlarda onların yakınlığı sayesinde rahatlamamızı sağlar. İlk yılın ikinci yarısından itibaren bebekler ihtiyaçlarına karşılık veren tanıdık insanlara bağlanır.

Bağlanma Kuramı – 1
0

BAĞLANMA KURAMI

Bağlanma, diğer insanlarla olan ilişki örüntümüzün temelinde yer alan bir kavramdır. Gelişim dönemleri bakımından düşünüldüğünde bebeklik çağından itibaren şekillenmeye başlayan bağlanma tarzı, hayatın ilerleyen dönemlerine etki etmektedir. Bağlanma, değer verdiklerimizle aramızdaki güçlü duygusal bağdır. Bu bağ onlarla etkileşim halindeyken hoşnut olmamızı, neşeli hissetmemizi, stresli olduğumuz zamanlarda onların yakınlığı sayesinde rahatlamamızı sağlar. İlk yılın ikinci yarısından itibaren bebekler ihtiyaçlarına karşılık veren tanıdık insanlara bağlanır.

Bebeğin annesine olan duygusal bağının yaşamın daha sonraki evrelerini etkilediğini ilk kez söyleyen bilim insanı Freud olmuştur. Buna göre, bebeklik döneminde anne ile kurulan ilişki tarzı, yaşamın ilerleyen dönemindeki romantik ilişki figüründen sosyal ilişki örüntülerine kadar hayatın pek çok alanına etki etmektedir. Ebeveyn ve bebek arasındaki bağ yaşamsal bir değer taşımaktadır. Modern araştırmalara bakıldığında bağlanma konusundaki gelişimi sadece erken dönemdeki deneyimlerle açıklamadığı görülmektedir. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin yaşamın ilerleyen dönemlerinde devam eden kalitesi bağlanma biçimini dönüştürmektedir (Berk, 2015, S. 264).

BAĞLANMA KURAMININ ORTAYA ÇIKIŞI

Bowlby’nin ilk çalışması 1953’te ortaya çıkmıştır. Ainsworth ile birlikte bağlanma örüntüleri hakkında çalışmıştır. Okul çağındaki çocuklardaki üç temel ilişki örüntüsünü annelerine karşı olumlu ve güçlü duyguları olanlar, önemli derecede çelişik bağlanma ilişkileri olanlar, anneyle cansız, ilgisiz veya düşmanca ilişkileri olanlar olarak sınıflandırmaktır (Demirdağ, 2017).

BAĞLANMANIN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN YAŞANTI DURUMLARI

1950’li yıllarda yapılan bir deney, tel örgü ve havlu kumaşla büyütülen maymunların, tel örgülerden yapılmış anne, biberon tutmasına rağmen havlu kumaştan yapılmış yumuşak anneye sarıldıklarını göstermiştir (Harlow ve Zimmerman, 1959; akt. Berk, 2015). Yalnız uyuyan ve sıklıkla ebeveyninden ayrılan bebeklerin battaniye veya oyuncak ayı gibi bebeğin beslenmesinde hiçbir rolü olmayan yumuşak nesnelere karşı güçlü duygusal bağlar geliştirdiği gözlenmektedir (Berk, 2015). Özellikle hayatın ilk günlerinden itibaren çocukla annesi arasında oluşan duygusal ilişkinin, onun daha sonraki dönemde dış dünyaya bakış açısını etkilediği, diğer insanlarla olan ilişkilerine temel oluşturduğu düşünülürse, anne-çocuk arasındaki sevgi bağı önem taşır (Oktay, 2013).

JOHN BOWLBY (1907-1990)

Bowlby, Londra’da dünyaya gelmiştir. 1907-1990 yılları arasında yaşamıştır. Çocukluğunda, annesini “ilginin çocukları şımarttığı” düşüncesinden dolayı günde sadece 1 saat görmüştür. 4 yaşındayken bakım vereninin (bakıcısının) evden ayrılması ve annesinin vefatını travmatik deneyim olarak tanımlamıştır. Yaşadığı bu travmatik deneyimler Bowlby’i bağlanma teorisini oluşturmaya yöneltmiştir. Duygusal olarak zorluk yaşayan çocuklarla çalışmıştır. Anne-çocuk ilişkisinin çocuğun sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimine etkisini araştırmıştır. Bağlanmanın nesiller arası aktarımı üzerine birçok çalışma yürütmüştür (Demirdağ, 2017). John Bowlby’e göre, çocuğun erken çocukluk yıllarında gördüğü bakımın kalitesi, yetişkinlik dönemindeki ruh sağlığını etkilemektedir (Bowlby, 1955; akt. Oktay, 2013).

Bowlby tıp ve psikiyatri çalışmalarıyla eş zamanlı olarak İngiliz Psikanaliz Enstitüsü’nde eğitim almıştır. Cambridge Üniversitesi’nden 1928 yılında mezun olduktan sonra uyumsuz çocuklara yönelik bir okulda gönüllü olarak çalışmıştır. Çocuklardan biri önceki okulundan hırsızlık sebebiyle kovulmuş ve istikrarlı bir anne figürüne sahip olmamış çok izole, uzak, ilgisiz bir yapıdadır. İkinci çocuk 7-8 yaşında Bowlby’nin etrafında dolaşıp onu takip eden ve onun gölgesi olarak bilinen heyecanlı bir erkek çocuktur. Erken aile ilişkilerinin kişilik gelişimi üzerindeki etkilerine dair bu deneyimin etkisiyle çocuk psikiyatrlığına yönelmeye karar vermiştir ancak 2. Dünya Savaşı dolayısıyla bu kararı kesintiye uğramıştır. Londra’daki Tavistock Kliniği’nden seçilmiş bir grup iş arkadaşıyla birlikte memur seçimi prosedürleri üzerinde çalışmakla görevlendirilmiştir, böylece metodolojik ve istatistiksel uzmanlık seviyesi kazanmıştır (Demirdağ, 2017).

 Mavi Tuğba Ateş

Erken çocukluk eğitimcisi/Psikolojik danışman

KAYNAKÇA

Berk, L. E. (2015). Bebekler ve çocuklar. (çev. N. I. Erdoğan). Ankara: Nobel Yayınevi

Demirdağ, M. F. (2017). Bağlanma Teorisi’nin kökenleri: John Bowlby ve Mary Ainsworth.       Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1(2), 76-90.

Oktay, A. (1989). Korunmaya muhtaç çocukların eğitimi. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 1, 101-115.

Facebook Yorumları

Mütemadi öğrenci. Erken çocukluk eğitimcisi, psikolojik danışman.

Yazarın Profili

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.