Çocukları Doğaya Bağlamak

Yeryüzünün güzelliğini seyre dalanlar,

yaşam sürdükçe tükenmeyecek güç pınarları bulurlar.

RACHEL CARSON

Doğanın içindeyiz ama doğadan o kadar uzak yaşıyoruz ki. Doğaya kaçmak şimdilerde bir hafta sonu etkinliği sadece.

Birkaç on yıllık zaman dilimi içerisinde çocukların doğayla ilişkileri ve fiziksel temaslarında radikal değişiklikler görüyorum. Doğanın karşılaştığı tehditlerden haberdar olsalar da hiç kurulmamış olan bağ sebebiyle iyice soyutlaşan bir ilişki içerisindeler. Oysa benim çocukluğumda durum tam tersiydi.

Her Pazar hiç aksatmadan yapılan dağ yürüyüşleri, eğer pikniğe gidildiyse geniş alandaki tüm plastik ve çöplerin toplanması, (belirli bir süre çöp toplama işini İzmir Meles Deltasında yapmıştık ailecek), gördüğümüz ağaçları inceler yapraklarını toplar evde resimler yapardık. Bilmediğimiz bir ağaç ise meyvesine bakar ne olduğunu bulmaya çalışırdık. Sokaktan eve zor gelir sokakta da sürekli toprakla oynardık.

Doğayla olduğumda nefes alabiliyorum. Ve tüm varlıkların sesini duyabilmek çok güzel. Oysa şehirlerde hiçbir şey duyamıyoruz.

Çocuklar ve gençler ile doğal yaşam arasındaki giderek artan mesafenin çevresel, toplumsal, psikolojik sonuçları yapılan araştırmalarla da vahim tabloyu gözler önüne seriyor. Peki bu olumsuz sonuçları nasıl değiştirebiliriz? Hem kendimizi hem çocuklarımızı doğayla nasıl barıştırabiliriz?

Dünyada örneklerine en soğuk iklimlere sahip ülkelerde rastladığımız orman ana okulları; Türkiye’de de yavaş yavaş çeşitlenmeye başladı. Dünyadaki orman ana okullarının en temel prensibi çocuklarımızı binalardan, kapalı alanlardan betonlardan uzaklaştırarak hem yaratıcılıklarını geliştirebilecekleri hem de ruhlarını geliştirebilecekleri deneyimler sunmaktır. Aslında bir nevi öze dönüş, doğal yaşamımıza, ait olduğumuz yerde daha çok vakit geçirmeye bir kapı olmaktadır. Hava şartları ne derece olursa olsun, (kötü hava yoktur, yanlış kıyafet vardır) doğa ve orman yürüyüşlerine çıkan, ağaç çeşitlerini, yaprak türlerini, hayvan çeşitlerini deneyimleyerek, dokunarak, nefes alarak tecrübe eden çocuklar yetiştiriliyor. Dolunayı ya da gün batımını, çiçekleri seven, ağaçların renk değiştirmesine hayran olan çocuklarımız olmalı.

Hızla şehirleşen dünyada çocuklarımız fiziksel etkinliklerden uzak, internete, bilgisayara, telefona bağımlı, hiçbir şeyden keyif almayan, sürekli sıkılan, erteleyen, tembel çocuklar olarak yetişiyor. Tüm bunlar obeziteyi, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu), iletişim kuramamayı, depresyonu ve diğer şehir hastalıklarını oluşturuyor. Sadece çocuklarımızın değil bizim de doğaya ihtiyacımız var. Yapılan araştırmalar DEHB’ nun tedavisinde doğanın iyileştirici gücünü göstermiştir. Toprak kazmanın, bahçe ile ilgilenmenin sağaltıcı etkisi olduğu kabul gören bir yaklaşımdır. Serbest oyun zamanları, oyun sırasındaki fiziksel egzersizler, hayal gücüne ve keşfe dayalı oyunla geçirilen zaman sağlıklı çocuk gelişiminin önemli bileşenleri olarak kabul ediliyor. Artık hem kendimizi hem de çocuklarımızı iyileştirmemizin zamanı geldi. Haydi hep beraber alalım çocuklarımızı yağan yağmurun altında ıslanalım, kıyafetlerimiz çamur olsun, toprağa dokunalım derin bir nefes alalım. Ağaçların sesini tüm varlıkların tüm evrenin sesini dinleyelim. Gözlerinizi kapattığınızda ne güzel konuştuklarını duyacaksınız. Ve yüzünüzde muhteşem bir gülümseme olacak. İşte bu her birimizin aramaktan bıkmadığı ama bulmak için hiç çabalamadığımız bir an..

Eninde sonunda hepimiz toprakla buluşacağız. Mutlu bireyler mutlu çocuklar yetiştirelim..

KİTAP ÖNERİSİ

DOĞADAKİ SON ÇOCUK – RİCHARD LOUV

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.