Eğitimin Savaşı

Devletler, bağımsızlığını koruyabilmek için okullar ve sistemler tasarlayarak, halkını belirlediği hedefler doğrultusunda yetiştirmeye, eğitmeye çalışır.

Öğretmenler okulda hazırlanmış program doğrultusunda her zaman iyi, doğru, güzel, barış, sevgi, paylaşmak, sorumluluk gibi tüm din ve kültürlerde ortak değerleri kazandırmaya çalışırlar. Hatta eğitimin tanımları arasında bu değerlerin ortak kültürün öğretilmesi, korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması olduğu belirtilir.

Kimi farklı düşünenler bu açıdan eğitim sistemlerini eleştirerek insanın tek tipleştirilmeye ve biçimlendirilmeye çalışıldığı yönünde eleştirmektedirler. Her ülkenin milletini oluşturan insanların farklı dini ve etnik kimlikleri bulunmaktadır. Bu ve bunun dışındaki tüm farklılıklara rağmen milleti birarada tutan ortak değerlerin bulunması, bilinmesi ve öğretilmesi belki de bir zorunluluktur.

Sıcak savaş sonrası dönemde bir kısım ülkelerce, topraklara sahip olarak işgal hedeflenmiyor. Bunun yerine hedef toplumun kültürel kodlarını çözerek sahip oldukları kaynakları etik dışı yöntemlerle ele geçirmeyi, bulunduğu coğrafyası gereği konumun getirdiği avantajlara sahip olmayı ve üretmiş olduğu her tür ticari mal ya da hizmeti satın alacak tüketiciler haline getirmeyi seçmekteler. Bu emellerini yerine getirebilmek için hedef ülkede toplum içi dayanışmanın, birlik ve beraberliğin çözülmesi ve iç çatışmanın çıkarak istikrarsızlaştırılması hatta iç savaş çıkmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Ülkemizde de Osmanlının son döneminden başlayarak savaşla yapamadıklarını iç ve dış operasyonlarla toplumu sağcı-solcu, alevi-sunni, Türk-Kürt veya şucu-bucu kamplarına bölmeye, ekonomik bağımsızlığını engellemeye, devletin organlarını işlevlerini yerine getiremez hale getirmeye, seçimle gelmiş hükümetleri darbelerle iktidardan düşürmeye çalışmışlardır. En son yapılan 15 Temmuz darbe teşebbüsü de bunun en son ve ağır örneği olmuştur.

Güçlü olduğunu düşünen ülkeler, hedef ülkelerde kurdurdukları şirketler, özel okullar, dini mabetler, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve misyonerleriyle iyi niyetli şartlı kredi ve işbirliği desteklerle uzun vadeli stratejik planlar yaparak emellerine ulaşmaya çalışmaktadır. Açık kaynak olarak ülkelerin sosyolojik analizleri hakkındaki akademik araştırmalar ve istihbarat elemanlarının ulaştığı bilgiler kullanılarak derin analizler yapıldığı düşünülmektedir. Kimileri bu düşünceye sahip olanların aşırı şüpheci, paranoyak, komplo yada kıyamet senaryosu ürettiklerini düşünebilirler. Ancak özellikle yakın coğrafyamızda son yüzyılda olup bitenleri iyi analiz ettiğimizde yaşananların tesadüf olduğu söylenemez.

Silahlı yapılanlar zaten biliniyor ya silahsız olarak yürütülen sosyolojik savaşlar? Özellikle hedef ülkenin sosyal gücünün birey-ahlak, toplum-değerler, yabancılaşma ve uzlaşı kültürünün ortadan kaldırılması, yeni ulusal, etnik ve dini kimlikler inşası, dışlaşma, ayrıştırma ve çatışma kültürü geliştirme gibi sosyolojik operasyonlar gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Sosyolojik savaşın en temel özelliği, asimetrik ve bütün savaş türlerinin karışımı yeni nesil bir savaş türü oluşudur. (*) Kuşaklar arası varolan farkın kültürel yozlaşmanın derinleştirilerek toplumun temeli olan aile yapısının hızla zayıflatılması bir tesadüf olmasa gerektir.

Yakın tarihimizde Osmanlının hakim olduğu coğrafyada 400’ün üzerinde yabancı misyoner okullarının varlığı bir şekilde izaha muhtaçtır. Gerek kendi ülkemizde yabancı ülke okullarında okutulan, gerekse ilim tahsil etmek üzere yurtdışına gönderilen öğrencilerin eğitilmesinde kendi ideallerine uygun olarak yetiştirildiği daha sonra ülkesine hizmet etmek için önemli pozisyonlarda kullanıldığı yazılıp çizilmektedir.

Eğitim sistemimiz için yapılacak değişim ve yeniliklerde uzmanlarımız değişik ülkelerin sistemlerini incelemekte, yurtdışına giderek inceleme ve araştırmalar yapmakta ve yapılan çalıştaylara yabancı uzmanlar/danışmanlar davet edilmektedir. Bilerek veya bilmeyerek ülkemiz üzerine yürütülen sosyolojik savaşın en fonksiyonel aracı eğitimle buna zemin hazırlanmaktadır. Milli Eğitim gibi hayati bir alanda; Sekiz yıl, oniki yıl, zorunlu, dört dört, sınavlı-sınavsız, öğrenci-öğretmen merkezli, yapılandırmacı, el-dik yazı, tümdengelim-tümevarım, çok programlı-düz-süper lise, okul yönetiminde sınav-mülakat, öğretmen zorunlu rotasyon, erken-geç mesleki rehberlik/yönlendirme, akademik-mesleki eğitim, testler-klasik yazılı sınavlar sanki bir kararsızlık ve istikrarsızlık varmış gibi hava oluşturulup halkın güveni sarsılmaya çalışılmaktadır.

Bir konuda birilerini başarısız kılmanın çok çeşitli yol ve yöntemleri vardır. Öğrenilmesi gereken bir işi değil farklı yönlendirebilirsiniz, onu çok zorlaştırabilirsiniz, çok az bir kesimin bilip yapması gereken işi herkesin öğrenmesi gerektiğine inandırabilirsiniz. Mesela girişimcilik, STEM, robotik, kodlama gibi konular gündeme düştüğünde bir moda gibi herkesin öğrenmesi ve başarması gereken zorunlu çok önemli konular gibi sunulup algılanmaya başlanmadı mı? Bu ülkenin zeki çocuklarına yabancı dili özellikle İngilizceyi bizden geri kalmış ülke çocukları kadar öğretilememiş olmasını nasıl açıklamalıyız? Mesleki eğitimde öğrencileri üç yıl meslek lisesi çatısı altında tutup sektörden ve işbaşı uygulamadan kopuk akademik ağırlıklı beceri kazandırmama çabalarının, önemli kısmının mezun olamadığı, olanların mesleği dışında çalışmaya mecbur kaldığının tesadüf olduğunu mu kabul etmeliyiz? Birileri bu ülke insanının düşünmeyen, üretmeyen, çılgınca tüketen, bireyselleşmiş, hayata geç katılan, güvensiz, mutsuz, tatminsiz, duyarsız, geleceğinden endişe duyan, sanal iletişim kuran, diline yabancılaşmış, yakın tarihte yazılanları okuyamayan/anlayamayan, devletinin resmi ideolojisine yabancılaşarak sosyolojik araçlarla yönlendirebileceğini düşünmektedir.

Biz sadece vatanımız gibi önemli konumda olan enerji koridoru, hammadde kaynakları olduğu, genç ucuz işgücü ve iyi bir tüketici pazara sahip olduğumuz için değil aynı zamanda geçmişte olduğu gibi sahip olduğumuz coğrafyaya Hakkı, barışı ve adaleti hakim kılarak küresel güçlerin planlarına engel olduğumuz için hedef olmaktayız.

Dünyayı ıskalamadan, bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmadan yakın geleceğin en önemli problemleri olacağını düşündüğüm yenilenebilir sürdürülebilir enerji, sağlık çevre ve gıda, psikolojik sorunlara hazırlıklı olarak tarımda, sanayide ve hizmet sektöründe standartlara uygun mal ve hizmet üretebilen bir eğitim sistemine karar verip başarılı olmak zorundayız. (29 Eylül 2018-Bakırköy)

(*) ÇAĞLAYAN Yusuf, Sosyolojik Savaş, Timaş Yayınları, İstanbul, 2017

Facebook Yorumları
Erol DEMİR
Erol DEMİR hakkında 37 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.