Öğretmenin Sihirli Eli
0

Esen TV’de ayda bir Tarih ve Nostalji programını hazırlayan eğitimci-yazar Haşim ALBAYRAK’ın bu ayki konuk konuşmacısı Altın Bilezik kitabı yazarı Erol DEMİR oldu. İki eğitimci, ülkemizde mesleki eğitim ve gençlerin geleceğini konuştu. Haşim Bey konuşmasına; Osmanlıdan günümüze mesleki eğitim ve okulların kısa bir özetini yaparak başladı. Kendi öğrenciliği döneminde akraba çocuklarıyla başladığı lisenin birinci sınıfında başarısız olduklarından, babaları okuldan alarak her birini farklı ustaların yanına çırak olarak vermiş. O zamanın çalışma şartlarının daha ağır olduğunu, buna rağmen onların hepsinin meslek sahibi olduklarını, kendisinin ise inşaat demirci ustası yanında çalışmaya devam ederken Gülbin öğretmeninin gördüğünü ve kendisini ısrarla tekrar sınavlara girerek okula devam etmeye ikna ettiğini söyledi. Hatta öğretmeniyle aralarında onun maaşından fazla kazancı olduğu için okumaya gerek duymadığını söylediğini, öğretmenin ise “olsun sen diplomanı al yine istersen çalışmaya devam edersin” diyerek kendisini okula devamını sağladığını anlattı. Bunun gibi öğrencisinin hayatına dokunarak elinden tutan olumlu değişimlere sebep olan çok sayıda öğretmenin olduğuna şahit olduğunu, bu anısından hareketle meslek yaşamı boyunca kendisinin de öğrencilerine sürekli rehberlik etmeyi ve hayatlarına değer katıp değiştirmeyi ilke edindiğini anlattı.

Programın devamında, mesleki eğitim alanında İstanbul’da uzun yıllar görev yapan konuk konuşmacının yazdığı Altın Bilezik adlı kitabı, Kemalettin Tuğcu’nun çocuk hikâyesi Altın Bilezik’ ten sonra yazılmış faydalı bu kitaptan bahsetmeden önce konuk yazar Erol DEMİR’e söz vererek kendisini kısaca tanıtmasını istedi. Çalışma yaşamı ve mesleki eğitim geçmişinden bahseden konuşmacı, ülkemizin en önemli meselesi eğitim-öğretim, özelde ise mesleki eğitimdir.  Evlerde sürekli hangi liseye gitmeli, hangi üniversiteyi ve hangi mesleği seçmeli diye güncel bir tartışma konusu olduğu, programın böyle güncel ve hayati bir konuya değindiği için seyredenler açısından daha önemli olduğunu belirtti. Eğitime devamın ve kademeler arası geçişin karar verme aşamasına gelindiğinde ağırlıklı olarak eğitim daha çok tartışılmaktadır.

Tüm liselere merkezi sistem sınavıyla öğrenci yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek yeni bir sisteme geçtik. Geçen yıllarda daha çok meslek liselerine, fen liselerini Anadolu liselerini çok talep edilen diğer okulları kazanamayan çocuklarımız gitmek durumundaydı. TEOG kaldırılıp yeni LGS sistemine geçilince öğrencilerin çoğunluğu mahallinden adresle öğrenci alan Anadolu liselerinde okumak istiyorlar. Dolayısıyla meslek eğitimini daha çok anlatmamız lazım. Diplomalara sahip olmadan hayata atılmadan karşılaşacakları tabloyu anlatmamız lazım. Çünkü iyi bir liseye kapağı attın, üniversite garanti değil. İyi bir üniversiteyi kazandın, hayat garanti değil. İyi bir diploma, iyi para, iyi bir iş ve mutlu bir hayat değil. Makam, mevki, unvan, oda, araba ve sekreter kimse kimseye bağışlamıyor. İşyerinde sizden beklenen şeyler var, çözüm sunmanızı, üretime katkıda bulunmanızı bekleyecekler. Bunlar, severek yapabileceğimiz başarılı olacağımız iyi bir meslekte çalışarak, hak ederek ve eğitim sırasında donanımlar ve yetenekler kazanarak gerçekleşebilecek şeylerdir. Bizim çocuklara bazı şeyleri şimdiden yaşatmamız lazım. Altın Bilezik kitabımda, çocukların mesleği seçerken önce kendilerini tanımaları gerektiğini, çocuklara bu konuda fırsat tanınması gerektiğini anlatıyorum. Bu dönemde anne-babalara ve öğretmenlere önemli görevler düşmektedir.

Kalkınmakta ve gelişmekte olan bir ülkeyiz. Bizim 2023 Eğitim Vizyonumuzda hedeflerimiz var. Yerli ve milli projelerimiz var, ne diyoruz, biz dışarıdan alıcı değil satan bir pozisyonda olacağız. Bunları yapabilmek için bizim nitelikli elemanlara ihtiyacımız var.  Sadece bilen değil üretebilen-yapabilen insanlara ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu kitap hem öğretmen hem öğrenci hem de sektördeki esnaf sanatkârlara ve meslek sahiplerine belli bir bakış açısı kazandırmayı hedefliyor.

Bu kitabı baskıya vermeden önce bu saydığımız tarafları temsil eden yetkililer incelediler. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcımız kendisini buradan saygıyla selamlıyorum. Hasan Büyükdede, kendisi aynı zamanda ülkemiz sanayisinin duayenlerindendir. İstanbul Ticaret Odası (İTO) dünyanın en büyük esnaf örgütü başkanı Şekip Avdagiç Bey yine Esnaf Odalar Birliği (İSTESOB) başkanımız Sayın Faik Faik Yılmaz Bey ve yine en büyük sektörel dernek MÜSİAD başkanı Abdurrahman Kaan beye, Marmara Üniversitesi Mekatronik Bölümü Başkanı Profesör Doktor Nihat Akkuş Bey’e lütfen kitabımı okuyunuz, inceletiniz uygun görürseniz bu kitap hakkında düşüncelerinizi eleştirilerinizi benimle paylaşırsanız kitapta da yer vermek isterim dedim. Onlar da kabul edip kitap hakkında; öğrenciye veliye öğretmene ve sektör temsilcileri de faydalı olacağını, ülkemizde yeni bir bilinç kazandıracağını beyan ettiler, düşüncelerini paylaştılar ve kendilerine teşekkür ederek fikirleri kitapta hiç değiştirmeden takdim yazısı oldu.

Ülkemizde gözardı edilemeyecek sayıda genç, mezun olduğu ve eğitim aldığı alanların dışında çalıştığını görüyoruz. Bakıyorsunuz çocuklar üniversiteyi kazanıyor birinci ikinci sınıfı okurken mutsuz oluyor, diyor ki ben bu işi yapmayacağım ben bu mesleği yapmayacağım öyleyse yeniden sınava girip yeniden bölüm değiştirmeye çalışıyor. Ya da aldığı diploma ile sektörde çalışmıyor, çalışamıyor, hangi işi bulduysa hangi işte daha çok para kazanacağını düşünüyorsa o sektörde çalışmaya başlıyor.

Tüm insanlarda Allah’ın verdiği farklı yetenekleri var farklı mizaç tipleri var. Bunlar bugün psikologlar tarafından anketlerle belirlenebiliyor yani çocuğa meslek seçimi aşamasında okul seçimi aşamasında bir anket uygulandığı zaman bu çocuğun hangi meslekte başarılı olabileceği ve mutlu olabileceği insanları da mutlu edebileceği belirlenebiliyor. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ve Nişantaşı Üniversitesi ortak bir çalışma yaparak son sınıf öğrencilerine uyguladığı anketle mesleki eğilimlerini belirleyerek kendilerine geribildirim yapıyorlar.

Farklı bir çalışmayı T3 Vakfı çocukların en yetenekli olanları seçerek atölyelere çağırdılar ellerine alet edevat makine verdiler ve çocukları teknolojiyle tanıştırdılar. Türk çocukları çok zeki imkân verildiği zaman çok başarılı oluyorlar. Ama bizde de babadan kalma bir alışkanlık var devlet kapısı olsun, garanti iş olsun. Biz çoğu zaman yeni bir şey üretelim çalışalım girişim yapalım yerine bizi işe alsınlar istiyoruz. Günümüzde bakanların milletvekillerinin en büyük sıkıntıları, herkes elinde bir kağıt aman benim çocuğumu işe alın veya benim çocuğumu bir üst makama getirin talepleridir. Öğretmenlik ihtiyacından fazla öğretmen yetiştirildi, öğretmen olamayan mecburen çalışmak zorunda ilk yapabildiği kendine uygun olan bir başka mesleğe geçen çok sayıda öğretmen biliyorum.

Çocuklar üniversiteyi kazanana kadar ortaokul seviyesinden başlayarak ilave kurslara gidiyorlar, özel dersler alıyorlar, sınavları kazanarak bir üst eğitim kurumuna girmeye çalışıyorlar. Mezun olup diplomalara sahip olduktan sonra gerçek iş hayatının gerçekleriyle yüzleşiyorlar. Bu sefer işe girebilmek ve emsallerini geçmek için bir yarış içerisine giriyorlar. Birçoğu da kamu personeli seçme sınavı için hazırlık kurslarına gidiyorlar yeniden başa dönüp öğrenci gibi tek sebebi arkadaşlarından daha çok puan alıp işe bir an önce daha çabuk girebilmek. Dünyada kabul edilmiş çalışan ihtiyaçlar piramiti var. En yukarıda beyaz yakalılar ortada nitelikli üretken eleman var en altta da kas gücüyle çalışan insanlar. Bugün Milli Eğitim Bakanımız da söylüyor herkesin üniversite okuması gerekmiyor.  Bir an önce hayata atılabilecek yani lise düzeyinde ya da liseden sonra kısa kurslarla edinilebilecek çok sayıda meslek var.

Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda tasarım beceri atölyeleri (TBA) kuruyor ve yaygınlaştırmaya çalışıyor. Bu beceri tasarım atölyelerinde bir şeyi becermenin, bir işi yapmanın bir şeyi onarmanın, ortaya bir ürün çıkarmanın zevkini tattırabilirsiniz. Öğrencileri, doğrudan mesleği icra eden insanların gerçek iş ortamında onları üçerli dörderli beşerli gruplar ziyaret ettirebilirsiniz. Çocukları, meslek sahipleriyle bir arada olup iş ortamını gözlemleme yaşama fırsatı verirseniz meslek sevgisini kazanabilirler zaten insanların doğasında bu var. Allahu Teâla, her insana birçok yetenek vermiştir. Kimi insan iyi resim çizer, müzik aletini iyi çalar, bazıları bedensel olarak bir şey yapmaya çalışır, bazıları insanlarla iyi iletişim kurar, bazıları yemek yapmayı sever ve daha iyi becerebilir.

Eskiden olduğu gibi meslek seçiminin dokuzuncu sınıfta olması MEB Eğitim Vizyonunda yer almıştır. Okul atölyelerinin yeterli yetersiz tartışmasına girmeden staj son sınıfa kadar bekletilmeden onuncu sınıfta ve işbaşında yapılmalıdır. Çünkü ülkemizin her yerinde meslek liselerinde atölyeler aynı donanıma sahip değildir. Okullarımızın atölyesini de sektörün fabrikası ile sektörün işletmeleri ile yarıştırabilecek durumda değiliz. Bunun için çocuklara dokuzuncu sınıfta mesleği seçtirelim, okulun atölyelerinde belli deneyimleri yaşama fırsatı tanıyalım. En önemlisi de onuncu sınıftan itibaren bir gün, onbirinci sınıfta iki gün, onikinci sınıfta ise üç ya da dört gün gerçek iş ortamında gerçek üretim yapan ustalardan da aynı usta-çırak ilişkisiyle mesleği öğrenme imkânı tanınmasını öneriyorum.  Meslek eğitimini biraz daha keyifli hale getirmemiz gerekiyor. Gençlerin psikolojisini anlamamız lazım. Çocukların içinde bulunduğu durumu anlamalı, müfredatı biraz daha kolaylaştırılarak ders sayısı ve çeşitliliği azaltılmalıdır. Haftanın bir günü sosyal kültürel sportif etkinliklere yönlendirilmesi gerekiyor. Bir kaç saat müzik ya da beden eğitimi dersi artık gençlere yeterli gelmiyor.  Bunun için belediyelerin, kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarından, müzelerden, güzel sanatlarda sinema salonlarından ve özel kurslardan faydalanılabilir.

Çocuklar, ders yükünün altında bunalıyor ve devamsızlık, okulda disiplin sorunları, sınıf tekrarına kalma, başarısız olmalar hatta okulu terk etme noktasına kadar gidiyor. Bir çocuğun bir öğrencinin öncelikle hayalinde bir meslek oluşması lazımdır.  Öğrencilerin meslek seçimi aşamasında onlara meslek sahibi olmanın önemini ve değerini hiçbir zaman kaybetmeyeceğini ispatlayan kitabımı ailelerin öğretmenlerin ve öğrencilerin okumalarını tavsiye ediyorum. Devlet olarak en üst düzeyde ve Milli Eğitim Bakanlığının da son birkaç yıldır mesleki eğitim çok yoğun gündeminde ve değişim içerisinde yenilik içerisinde öğrencilerin hayata gecikerek değil daha erken yaşlarda başlaması lazım.

Her gencin mutlaka severek öğrenebileceği ve yapabileceği bir meslek mutlaka vardır. Bize düşen o mesleği tercih aşamasında doğru eğitimle bulmalı sonra da bu meslekle çocuğu tanıştırmak ve ona bu imkân sağlamak gerekiyor. Ayrıca meslek liselerini de daha cazip hale getirmek lazım. Hani bir havuç deniyor onu göstermek lazım. Çocuk son sınıfta meslek lisesinde okuyor ya da bir akrabası meslek lisesini okuyorsa son sınıftaki öğrencilerin diploma almaktan öte kolayca iş bulabildiği zaman veya daha mezun olmadan işverenle tanışma iş hayatı ile buluşma imkânı sağlandığını gördüğünde zaten sizin meslek liselerine yönlendirme yapmanıza gerek kalmayacaktır. Eskiden bizim çocukluğumuzda gençliğimizde olduğu gibi daha çok tercih edilen ve daha çok talep gören okullar haline gelecektir.

Milli Eğitim Bakanlığı, sürekli okul yapmak zorunda kalıyor. Çünkü genç nüfusumuz fazla. Ben diyorum ki yeniden okul yapmayalım. Biz çocukları iş başında eğitmeye yetiştirmeye ve meslek öğretmeye çalışalım. Almanların yaptığı dual sistem gibi iş başında eğitmeye çalışalım. Okulda fazla bekletmeyelim. Çocukların eğitimde yarı hayatını okulda geçirsin yani meslek eğitimi kısmını ağırlıkla iş başında geçirsin. Bu sayede meslek sevgisi, meslek aşkı çocukların içine girsin diye bir iddiamız var.  Sevgili gençler! İş arayan değil aranan eleman olmak için meslek altın bileziktir. Herkesin mutlaka bu dünyada başarılı olacağı mutlu olacağı bir mesleği vardır. Mesleksiz insan olmaz hepiniz seveceğiniz bir mesleği belirleyin ve o meslekte hayatboyu öğrenme prensibi ile sürekli kendinizi yenileyin. Göreceksiniz ki el üstünde tutulan, önemli, sevilen, sayılan ve toplumda da insanlara faydası dokunan bir insan olarak mutlu olacaksınız. Mesleğiniz geleceğiniz ve hayatınızdır.

Facebook Yorumları

Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 Bakırköy İlçe MEM, Temmuz-2022 İstanbul İl MEM, Ekim-2023 Küçükçekmece İlçe MEM Şube Müdürü olarak görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.