Din Eğitiminde Feragat ve Fedâkarlık

Şüphesiz din eğitimi veya genel manada dinin tebliği için söylenebilecek birçok metot, yöntem ve kurallar bulunmaktadır ve hepsi de amaca ulaşmak için önemi yadsınamayacak derece gerekli vasıtalardır. Yalnız bu teknik yöntemler ile birlikte bir hakikat rehberi için vazgeçilmez özellik, ayrılmaz bir karakter ve başkaları tarafından da dikkatle gözlemlenen ahlakî bir erdem daha vardır ki; o da kişinin bu uğurdaki feragati ve fedakârlığıdır denilebilir.

Evet, bir hakikat tebliğcisinin her hal ve tavrında aranan ve tebliğ ettiği hakikati yüceltip tesirini artıran onun bu uğurda vazgeçtikleri ve vazgeçmekte olduklarıdır. Tabi bu fedakârlıklar kişiye göre çok farklı boyutlarda ve hallerde olabilmektedir. Biz burada bunları sıralayarak herhangi bir sınır çizme amacında da değiliz elbet. Fakat bir farkındalık oluşturması ve fikir vermesi açısından bazı önemli ve gerekli fedakârlık örneklerinden birkaçına değinmek isteriz.

İlk olarak bir din eğitimcisinin ve hakikat tebliğcisinin maddi anlamda fedakârlık yapabileceği bazı durumlar olabilmektedir.  Başta, tebliğinden niyet ve düşünce olarak maddi bir beklenti içinde olmaması gerekir ki bu Kuran’da; “İn Ecriye İlle Alallah” düsturu yani “Benim ücretim ancak Allah’tandır.” ayeti ile peygamberî bir duruş ve fedakârlıktır diyebiliriz. Bu anlamda elbette görevimiz ve memuriyetimiz karşılığı aldığımız maaşı kastediyor değilim. Burada kastettiğim mana; gerektiğinde herhangi bir karşılık beklemeden bir görevi yerine getirmek hatta cebimizden maddi anlamda kayıp yaşasak dahi eğer o işi yapmamız tebliğimize fayda sağlayacak ise bunu imkânımız ölçüsünde yapmak ve bir sadaka olarak görüp o harcamayı üstlenmektir. Mesela bu bir kitap, fotokopi gibi materyal dağıtımı veya bir mevlid-i nebi haftası etkinliği vs. gibi giderler olabilir.

Ayrıca kendimize veya ailemize ayıracağımız zamandan da gerektiğinde bir miktar feragat etmek mesleğimizi sadece mesai saatlerine sıkıştırmamak da maddi fedakârlık kapsamında düşünülebilir.

İkincisi ve daha zor olanı ise kişinin duygularından, alışkanlıklarından ve zevklerinden feragat edebilmesidir. Yani bir durum veya olay karşısında vereceğimiz tepkiler nefsin kendini tatmin ettiği duygulardan mı kaynaklanıyor yoksa Hakk’ın hatırı için gerektiğinde bunlardan vazgeçilebiliyor mu? Bunu başarabilmektir. Hepimizce malumdur ki çoğu insan hakikati sırf özü ile ve çıplak bir şekilde görememektedir. Hakikatler onu tebliğ eden ve öğreten kişilerle bağdaştırılmaktadır. Bu durumda din eğitimcileri olan kişiler, tebliğ ettikleri hakikati aynı zamanda temsil etme gibi bir durumla da karşı karşıya gelmektedirler. Yani bir öğrencimizin veya bir meslektaşımızın ya da halktan herhangi birinin kalbini kırabilecek biz söz veya hareketten çekinmek, bu konuda Hakk’ın hatırını nefsimizin hatırından üstün tutarak tebliğ ettiğimiz hakikate karşı bir soğukluk oluşmasına meydan vermemektir. Sınıfta öğrencimizin veya toplumda bir vatandaşın yaptığı hataya cezalandırarak karşılık vermek yerine o an için sabredip daha farklı ve yapıcı bir şekilde meseleyi çözmeye çalışmaktır. “….onlar öfkelerini yenerler ve insanları affederler…”  ayeti gereği hareket edebilmektir. Bazen edepsiz bir davranış karşısında edebimizi muhafaza ederek hem o edepsiz kişiye layıkıyla karşılık vermek hem de haklı iken haksız duruma düşmeyerek İslam ahlakını da en güzel bir şekilde göstermektir.

Ayrıca temsil ettiğimiz hakikatin farkında olarak sadece söz ve davranışlarımıza değil giyim – kuşamdan yoldaki yürüyüşümüze kadar ölçü ve dengeyi gözetmek ve bu noktada bazı kişisel zevklerimizden, alışkanlıklarımızdan da feragat etmek gerekecektir. Evet, nasıl ki çok değerli ve nazik bir eşyayı taşıyan kişi o eşyanın zarar görmemesi için yürüdüğü yola, giydiği ayakkabıya hatta attığı adıma bile dikkat eder ise aynen öyle de okulda, toplumda bir din eğitimcisi ve tebliğcisi de hayatında her an daha dikkatli adımlar atmalı ve bu noktada gerektiğinde birçok fedakârlıkta bulunabilmelidir.

Son olarak feragat ve fedakârlıklarımızda da ölçüyü kaçırmamak lazımdır. Yani kendimizi maddi anlamda zora sokacak veya manevi anlamda psikolojimizi bozacak durumlardan da kaçınmak özellikle İslam’ın izzetini de korumayı bilebilmek gerekir. Bu konuda aldığımız din eğitimi, aklımız ve vicdanımız her zaman bize doğru yolu gösterecektir vesselam…

Mehmet BİLEN

Facebook Yorumları
Mehmet Bilen hakkında 8 makale
1988 yılında Eskişehir’in Sarıcakaya ilçesinde doğdu. İlköğretimi ilçesinde ortaöğretimi ise Eskişehir Fadime Sarar Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi HAYEF Eğitim Fakültesi’nden 2010 yılında mezun oldu. Aynı yıl atanarak İstanbul, Siirt/Pervari ve Eskişehir’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği yaptı ve halen Eskişehir’de aktif olarak görevine devam etmektedir. İkinci lisans olarak açıktan ve uzaktan ilahiyat/ilitam eğitimi alarak 2018 yılında Ankara İlahiyat Fakültesi’ni de bitiren yazar, haber ve eğitim sitelerinde köşe yazarlığı yapmakta ayrıca kitaplar için editörlük ile tashih çalışmaları yürütmektedir. Yazar evli ve iki çocuk babasıdır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.